14.08.2011

Bir şehrin iki yüzü

Prag sokaklarındaydım bugün. Panorama Otel'in köhnelik kokan duvarları arasında uyandım; karşımda sisler altında kalmış muhteşem Prag manzarası... "Sonradan bu sisin, kentin sabah ve akşam makyajının bir parçası olduğunu öğrenecektim."

……

Aynı zamanda Seul'deydim. Uzak Doğu'nun o gizemli, biraz mistik, biraz da aristokrat şehri Seul'de... Çok şaşkın, fazlasıyla da meraklı bir ben vardı o şehirde de.

İşte böyle vurmuştu beni canım dostumun yazısı Prag’da bir pazar günü diyerek. Henüz yüz yüze tanışamamış olmamıza rağmen, oldukça çok şey biliyordum ona dair. Daha önce Prag’a gitmiştim, ancak sanki benim gittiğim Prag bambaşkaydı bu anlatılan ise bambaşka…Onun bu yazısını okurken bir Pazar günü Prag’da ne işi var demiştim. Sonraki satırda uzun zamandır ilgi duyduğum Seul’deydi şimdi. Bu nasıl olabilir? Birisi gittiğim halde tanıyamadığım bir şehir, diğeri ise çok gitmek istediğim bir yer. Nasıl gitmişti oralara? Merakla okudum yazısını ve gördüm ki bir Nazlı Eray uçağına binmiş ve nerelere gitmiş gelmiş…Çok özendim! Bende binmeye karar verdim bu uçağa, gittiğim yere bir daha gitmek için, bir de gitmediğim yerlere gitmek için…

 

Bir pazar günü sonunda indim bu uçaktan, bambaşka bir duyguyla. Daha önce Prag’a gitmiştim ancak benim gördüğüm bildiğim Prag’da güneş şehrin her yerini aydınlatıyordu. İnsanların içini ısıtıyordu. Bir Mucha Kadınını görmeden nasıl geldim, ancak benim gördüğüm çocukluğuma dair bir

Zdeněk Miler kahramanı: Der kleine Maulwurf-Krteček-Küçük  Köstebek. Genelde Doğu’dakilerin bildikleri, sadece orada görebileceğin. Bir de kızarmış peynir ve çeşnilendirilmiş patates tadı kaldı damağımda.Şehrin kapalı yerlerinde, gizemli bir şeyler görüyordum, ancak nerdeydi tüm o Europa Otelin gizemli misafirleri? Benim gördüklerimin hepsi sadece Amerika’ya karşıydı. Peki o sıcak palaçinkaların kokusunu nasıl almadım?  Bir mevsim bu kadar farklı mı kılar bir şehri? Böylesine saklanır mı bir şehir güneşin arkasına?

Peki Yahudi Mahallesine ne demeli? Bende geçtim o sokaklardan, mezar taşları arasında dolandım, ancak ne Kremlin gördüm ne de Lubianka’ya açılan kocaman kapı. Baktığımda sadece soğuk mezar taşları gördüm, bir masum insanları, bir zamanlar burada ne kadar çok acı yaşandığını. Eğer Lubianka’nın yakın olduğunu bilseydim, daha etraflıca bakardım çevreme, minik gözlerimi kocaman açarak..

Charles Köprüsünde bir dilek tuttuğumda o dileğin bir kaç ay sonra gerçekleşeceğini bilmiyorken, aklımdan geçenler bu köprüden kimlerin geçip gittiğiydi. Benim gördüğüm sadece Ortaçağ’a yönelik miydi? Nerdeydi Stalin? Tüylerimi diken diken eden bir iz bırakan o dönem, ben gölgelerini bile göremedim. Güneş, çocukları ile gelen İtalyan aileler, gruplar halinde bağrış çığırış ortada dolanan İngiliz gençler ve renkli renkli giyinmiş bir sürü insan bu gölgeleri kaçırmış olsa gerek.

Okurken gördüğüm şehri düşündüm hep, nerede saklanmıştı ki? Oysa ben onu İzmir’e bile benzetmiştim. Gece nehir boyunca ışıklar yanmış, cafeler cıvıl cıvıl bir ses vardı. Nedense bir an için epeydir uzakta olduğum İzmir’e benzettim. Ama bambaşka bir yer gördüm bu uçağa binince, merak ettim…Sanki bu uçak beni Prag’dan çok adı satır aralarında gizli Demir Perdenin arkasına götürdü. İlgi duymadığım bir yere gittim, gerçekten hayretler içinde kaldım o hayal gibi olan dönemin peşinden sürüklenirken. Hiç bu kadar yaklaşmamıştım Doğu’ya…Belki de farklı bir mevsimde gittiğim içindir. Ancak bir de sisin bu şehrin hem gündüz hem de gece makyajı olduğu bir zamanda gitmeye karar verdim. Bir de yanıma kayıp gölgeler kentini almaya…

Bir de hala gizemli kalan bir ölüler kentini merak ettim. Bende çok farklı şeyleri çağrıştıran bu kent, bu kitabı okuduğumda bildiklerimi yalanladı sanki, bütün açık olan şeyi gizledi ve gitmek için daha da sabırsızlandırdı. İple çektiğim o günü şimdi nasıl beklerim bilmiyorum…Birazcık daha sabretmem gerekecek galiba.

Bu güzel geziye çıkmama neden olan canım arkadaşım Zerom’a çok teşekkür ederim. Sayende bende bir pazar günü bambaşka yerlere gittim geldim. Bu sefer ölüler kentine sayende hazırlıklı gideceğim! Kayıp gölgeler kentlerine merak duyanlar bu yolculuğa mutlaka çıksın! derim ben…

01.07.2011

Traces of my Travel

 

Başladığım yerdeyim, tekrar bir ICE içinde başladığım yere doğru ilerliyorum. Rotam Frankfurt am Main, bundan dört yıl önce gene böyle bir trende gene Herten’den yola çıkarak binmiştim bir ICE’ye. Bu sefer gündüz geçiyorum tüm tarlaları, sağ ve sol tarafımda uzun çam ağaçları ve ara ara sarı tarlalar. Tren oldukça hızlı gidiyor. Bu sefer zamanda daha hızlı geçiyor. Ne de olsa en uzun yolculuğumdan sonra bu mesafe bana çok kısa geliyor. Bulutlar gene kocaman, pamuk gibi bembeyaz gökyüzünü kaplıyor. Güneş pencereye aralayabildiği bulutlar arasından sızıyor. Bir aydınlık bir karanlık oluyor, tüneller tamamen karartıyor etrafı, her bir 200m de. Bu yol üzerinde oldukçe uzun tüneller var. Şimdi koyu kara bulutların yönüne doğru ilerliyor tren, gittiğim yerde yağmur yağıyor olsa gerek. Geldiğimden beri güneşli günleri gördüysem de kara bulutsuz bir gün geçmedi desem yeridir. Gene de seviyorum bu bulutları, özgür hissediyor insan, huzurlu ve mutlu…

Trene Essen’den bindim bu sefer, Köln üzerinden gidiyoruz Frankfurt’a, bu yollar arasında daha çok yerleşim yeri var, sanayi ve maden bölgeleri bu taraflar. Yukarı Ruhr Gebiet denilen Dortmund, Düsseldorf, Münster’e kadar uzanıyor. Daha farklı bir bölge, yabancıların da yoğun yaşadığı yerler, kendine has yerleşim yerleri, bazen hala Almanya sınırlarında olduğundan şüphe ettiğim yerler. Belki de benim hayalimdeki Almanya’nın sınırları arasında değildir zaten.

Trene bindikten bir süre sonra Kontrolör geldi ve son biniş hakkımıda mühürledi. Zaten bugün biletimin son günüydü. Ne kadar güzeldi gezmek, bunu çok özlemiştim. Sürekli trenlerde hayal ediyordum kendimi, uzun uzun yola çıksam ve sonunda bir çok sevdiğim ve özlediğim birileri beni karşılasa…Hepsi içten dileklerdi, ve gerçekleşti. Şimdi her başlangıcın sonu gibi tekrar başladığım yere dönüyorum. Yeni bir başlangıç olması için bu yere dönmem gerekiyor. Ancak başladığım yerden bu sefer farklı birisi olarak çıkacağım yola. Her yolculuk insanda bir iz bırakıyor, bu yolculuğum bende Kuzey’in izlerini bıraktı. Şimdi o izlerle tekrar Güney’e dönüyorum. Yolculuğum sırasındaki Asya esintilerini ise yanıma alıyorum, beni ferahlatması için.

Her gezi öncesi hayaller kurar insan, benim de hayallerim vardı, planlarım, bir kısmı beklentim dışında gelişti gene de bir takım şeyler istediğim gibi gitti. Ne kadar plan yaparsak yapalım, taslağın bile uyuşması zor olabiliyor çoğu zaman. Hiç dönüyormuşum gibi hissetmiyorum. Bu trende uzun bir süre, son durağına kadar gitmek isterdim. Ancak ineceğim yer belli, şimdilik! Beni teselli eden belkide henüz tam emin olamasamda güvendiğim sonsuzluğun Sahibinin, benim için güzel ve yeni planlar hazırlamasıdır. Yakın bir zamanda çok istediğim uzun bir yolculuğa tekrar çıkmamdır belki de…

Ne olursa olsun, bu güzel yolculuğu yapmış olmanın ve birbirinden güzel hatıralar dışında binlerce resmin benimle birlikte dönüyor olmasıdır. Yolculukları çok seviyorum, bende bıraktıkları izleri, bu izlerin kanıtı olan resimleri ve her yolculuk sonrası biraz daha büyümüş olmayı…

Dilerim herkes böyle güzel yolculuklara çıkar, dilerim bende çok uzun zamandır beklediğim o uzun yolculuğa çıkar ve izlerini sizle paylaşırım…

Frankfurt am Main

Essen-Frankfurt am Main ICE 625

25.05.2011

어떡하죠 (-_-)

I’m trying to concentrate and study for a long time for the coming exam this saturday. As I’ve been studying, many different questions came across to me. One of them was my favourite.

If you would be given an opportunity to live anywhere, where would you live?

It was a part of my speaking section. I only had 45 seconds to answer, but as long as 45 pages to talk about it. However, I could not even start with an accurete introduction sentence. That is my problem, if I have to say to many things, I just don’t know where to start…Another well-known problem is that I can’t summarize :). It may sound ridiculious but I just can’t come to a conclusion, not before telling each detail :). That makes everyone around me go crazy and say : “…and the conclusion is??" Well, lets continue with the question and not my inabilities (‘-‘)

Where would I like to live, if a chance would be given to me? There are some several answers I could give to this questions. But if I had to answer it right now, it would be only Seoul…I’ve been meaning to go to Seoul for a very long time. A year ago, I wrote about being far a way, actually a wish of me being there. I don’t know why I’ve been wanting so badly to cross continents and oceans, but it seems that I really want to do it. I don’t know when exactly I will be able, but I’ve never lost my hope (^_^)

Suddenly, a month ago I got an email, which would make my wishes come true. I couldn’t believe it!!! Really???!!! How come??!!! Is it really possible, if I only want it? Without an effort?? Well, at least I can call it a start. It is not sure, if the gates of Seoul have opened for me, but I  can see the gates, even from a far distance. Well, what can I say, just hang on, fighting! (^_^)

Since two days, I’ve been having interviews which make my heart beat so fast, and keep me sleepless during nights. Tomorrow or the other day, I’ll be getting the results and see if the gates will be opened this summer, or just be closed for a while more. I hope, I get the chance to enter those gates this summer. Because I somehow feel to be a part of that world behind the gates. Or I feel to find something which belongs to me, which I’ve lost many years ago or which I did not have but have to find. Maybe its myself (*-*) I will find it out, when I have the chance. Don’t worry, I’ll let you know ;)

어떡하죠 ('_'), why I have choosen this as my title? I really liked the song. It was in a korean drama I’ve watched lately. I just wanted to name it as this song…maybe the title just got me (‘-‘)…

I’m going to meet a friend who is living in Taipei, and came to my city for a vacation. Looking forward to it (^_^)

p.s. thanks to exam, I’ve finally written to my blog and at the same time practised for the writing section. And would I score well?? What do you think? :)

p.s. Want to know how you would answer this question : Ece, Zero, Burchito

20.04.2011

the Lotus blossoms


why does lotus bloom in mud?



07.01.2011

yurtiçi ve yurtdışı şenlikler başlasın…

Louise L. Hay, Düşünce Gücüyle Tedavi-2 kitabında 20’lik diş ağrısının ya da çıkarmanın köklü değişimlerden kaynakladığını yazmış. Bu aklımda kalan önemli satırlardan biriydi.

İki gündür 20lik dişim bana inanılmaz bir sıkıntı veriyor. Ağrı yok ancak o dişin diş etini yararak çıktığını adım adım hissediyorum, sanki çene kemiğine yerleşiyor, yürüyor bu kadar belli acısından. Sadece bu değildi çektiğim acı son bir kaç gündür. Uzun süredir tamamlamaya çalıştığım tezi tamamladıktan sonra bir de savunma stresi sarmıştı beni. O kadar ki 1 haftadır rüyalarım savunma kabusları ile dolmuş, karnım stresten ağrımıştı. Üstüne bir de 20lik diş tam güzel oldu. Ancak olsun dedim, köklü değişim içindeyim, bu sıkıntıların sonu güzel olacak dedim, kendimi telkin etmeye çalıştım ama ne fayda. Bu stres kötü birşey, genlerin de etkisiyle insanı mahvediyor, benim gibi telaşlı bir anneniz varsa Smile.

Tüm bu mide ve diş acısı ile gece saat 3 olmuş , gözüme uyku girmemiş ve aynı günün öğleden sonra saat 3.00’te savunması olan ve savunma sunumuna çalışmamış bir insan, bu benim!

Stresten o kadar deli olmuştum ki ne dişimden dolayı ağzımı açabiliyorum, içebildiğim sadece su, ne de açtığımda sakin olabiliyorum. Ejderha ağzını açtığında sadece ateş püskürür ya aynen öyleydim. Hepten delirdi diye evdekiler saolsun bana dokunmuyorlardı, ne de olsa son gündü. Sonrasında çekeceklerim vardı Smile.

Tüm bu sancılar içinde 20lik dişim bana sadece “köklü değişim” sonu güzel olacak diyordu. Neyse ki babamın sakin ve faydalı tavsiyeleri doğrultusunda sunumu hazırladıktan sonra işimi sağlama almak için dünyanın her bir tarafına her dinden olan ya da inanmayan tüm arkadaşlarıma bir mail attım.

“Yarın tam 15.00 de benim sınavım var, benim için dua edin!”

Türkiye, Kanada, Tayvan, İspanya, Ürdün, Kolombiya, Hindistan, Ukrayna Almanya, her yerden her yöne…Tapınak’tan, Kilise’ye, Camii’den Havra’ya , her neye inanıyorsa toplu bir enerji ve sinerji içerisinde tüm evreni hissettim yanımda..Sınava girerken yanımda tüm o arkadaşlarım vardı, hepsi benimleydi. İnsanın sevildiğini hissettiği bazı anlar vardır, işte o an gerçekten onların iyi dileklerini hissettim, sevildiğimi ve tüm desteğin evrenin yanımda olduğunu…Sınav zamanı o kadar stresliydim ki, hocalar beni sakinleştirmek için ne yapacaklarını şaşırdı. Saolsun hepsi çok anlayışlı ve sakindiler.

Sonuç, 20lik diş acım, tüm arkadaşlarımın iyi dilek ve duaları, mide ağrım, yeni aldığım hırkam ve ayaklarımı şişirmiş olan topuklu ayakkabılarım hepimiz saatin nasıl geçtiğini anlamıyorduk. Uzun mu kısa mıydı? Zaman mevhumum yoktu, sadece o an vardı taa ki o sihirli sözcükleri duyduğum da işte “köklü değişim” deyinceye kadar…

“Çok başarılı bir çalışma, oldukça beğendik. Oybirliği ile geçer not verdik, hayırlı olsun.”

Ne???? Bi dakk bitmiş miydi?? Nasıl yani beğenmişler miydi?? Nee inanamıyorum çok mu beğenmişler??? Olamaz hiç düzeltme yok mu????Ben gerçekten başardım mı????

Bundan sonrası hala hayal…Henüz bu hayalden uyanamadım. O kadar mutluyum ki mutluluktan elime kocaman bir pankart alıp üzerine “FREE HUGES” yazıp kordona deniz kenarına gitmek istiyorum Smile. Sınav boyunca beni bekleyen ailem ise benden daha çok sevindi. Annem yüzümü görür görmez başladı tüm sülaleyi aramaya..Benimkisi ne de olsa uzun zamandır beklenen bir haberdi. Bir sürü fotoğraftan sonra, ailece yemeye gittik. Dişim hala ağrıyor, ne yediğimi hatırlamıyorum. Daha doğrusu ne yemediğimi, bir çorba vardı önümde galiba..Ama hiç önemli değil. Benim karnım mutlulukla doldu bugün!

Bu yetmedi, bir de şımardım, o kadar güzel tebrik telefonları, güzel iltifatlar ve mailler. En güzeli ise hiç beklemediğim bir telefondu! Almanya’daki çok sevdiğim Büyükbabam Edmund aradı beni, içine doğmuş güzel haberler, biliyordu sınav tarihimi. Telefonda şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim Smile. “Bugün mutlaka aramalıydım” dedi bana telefonda. Nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. Bunun dışında gün boyu bana iyi dileklerini, beni düşündüklerini yazan arkadaşlarımın samimi maillerini gördüm. Hepsine muhteşem hissettiğimi ve güzel dilek ve dualarının geçtiğini söyledim! Üstelik tam puanla! Bu kadar uğraş verdikten sonra böyle güzel bir sonuç elde etmek çok güzel gerçekten! Bugünden itibaren 6 Ocak gününü yurtiçi ve yurtdışı şenliklerin kutlandığı bir gün olarak geçti tarihe.

Benim dışımda bir sürü insan tez yazıyor, ancak bu kadar destek alan bir benimdir herhalde..Sanki tek ben yazıyorum bu tezi Smile

Artık tezde önsöz yazılmıyormuş, bari blogda yazayım. Buradan çok teşekkür ediyorum bana bu süreçte maddi manevi destek olan bir tane tek dostum Ecem’e. Beni hiç yalnız bırakmadığı, hep destek olduğu için, bu güzel iltifatların ve sonucun üzerinde kendisinin çok hakkı var! İyi ki varsın birtane cenemmm Red heart

Ayrıca diğer tüm arkadaşlarıma, aileme, teyze-hala,amca-dayı…tüm akraba-i talukat’a, benim yanımda olan herkese çok teşekkür ediyorum.

Ben 4 gün önce 10 dilekte bulunmuştum. Ve ilki gerçekleşti birkaç saat öncesinde..İkincisi ise şu anda gerçekleşiyor..Sıra üçüncü de acaba ne zaman gerçekleşecek? Tüm bu dileklerimin gerçekleşmesi dileğiyle Smile

Son bir defa söylemek istiyorum : BAŞARDIM!