25.09.2010

merak : hapsemedeğimiz duygu…

images (6)

“Merak kediyi öldürür”, deriz hep. Başkasına verdiğimiz öğüt çoktur, meraklı olmamaya yönelik. Bu hayatta her şeyi merak etmememiz gerekir. Çünkü bazı merak ettiğimiz sorulara alacağımız cevaplar bize iyi gelmez. Gene de her şeye rağmen, merak etmemeyi başarabildiniz mi? Bunu başaran varsa şimdi parmak kaldırsın!

Parmak kaldıranlar, bu yazıyı okumaya ihtiyacınız yok! demektir. Siz zaten çözmüşsünüz hayatı, bu yazıyı lütfen benim gibi hala merak edenler okusun...

Ben bu yazıyı yazarken bile merak ediyorum. Hapsemediğimiz bir duygu bu, çok ilginç. İnsan isterse bir çok duygusunu bastırabiliyor, ancak “merak” bastırılamayan bir duygu olsa gerek. Hep kurcalıyor insanın aklını…erteliyoruz düşüncelerimizi ancak o soru işareti yok mu! İşte sürekli dolanıyor kafamızın içinde…Nereye koyacağımızı bilemiyoruz bazen “??????”…

indir (1)

Kafamızdan gitmesinin tek çözümü ise onu cevaplandırmak olduğunu sanıyoruz. Bununla iş bitmiyor ancak, yerine daha büyük bir soru işareti geliyor. Çünkü daha çok bilmek istiyoruz, daha çok merak ediyoruz. Mutlaka bilmeliyiz…Sonucunun bizi üzeceğini, kıracağını rahatsız edeceğini bile bile merak ediyoruz. Bazen bildiğimiz cevapları, onaylamak istercesine soruyoruz tekrar tekrar. Bir de sesli duymamız gerekiyor. Neden bu kadar acımasız oluyoruz kendimize karşı?

images (3)

….nasıl bir hayatım olacak?

kime aşık olacağım?

iş hayatım nasıl olacak?

nerede yaşayacağım?

beni aldatıyor mu?

sayısalı tutturabilecek miyim?

istediklerim olacak mı?

ne zaman öleceğim?…..

sorular, sorular, sorular….

hepsinin cevaplarını bilmek istiyoruz. Bildiklerimizi, gördüklerimizi bile tekrar soruyoruz. Belki bu sefer sorduğumda alacağım cevabın değişeceğine inanıyoruz. En fenası bu soruların cevaplarını fallarda, astrolojide arıyoruz. Bir başkasının iki dudağı arasına sıkışmış sözcüklerin bu kadar yıl biriktirdiğimiz sorulara cevap verebileceğini umuyoruz. Hayır, eminiz! Mutlaka biliyor olmalı, adımı bilmişti, doğum yerimi de..ama geçen gün makarna yediğimi de söyledi..Ee o bilmeyecek de kim bilecek?

İyi de o zaman ne anlamı kaldı ki pek çok şeyin? Mesela hayatına kendinin yön verdiğinin? Ya da inandığın şeyin, inancının, kaderin? Kendini şartlamanın, kuantumun, düşünmenin, etkilerinin?? Peki neden o zaman hayatım boyunca kendimi “Ne istersen o olur, sen neyi düşünürsen onu gerçekleştirirsin” diye avutup durdum ki? Boşuna mı okudum kuantum düşünce kitaplarını?? NLP ve bir sürü “kendine güven, inan! o zaman gerçek olur rüyan!” sloganını buldum??!! Ya inancım doğrultusunda o kadar dualar, seslenmeler, iyilik yapıp iyilik bulmaya çalışmam..bunlar sadece bir kişinin dudağından çıkacak olan sözcüklere mi bağlıydı?

Bu yazdıklarımdan yanlış anlamlar çıkmasın, ben de bu soruları soranlardanım, ve üstelik cevapları bu şekilde öğrenmeye çalışanlardanım! Merak üzerine ders vermeye kalkıp da merak etmeyi bırakmış olanlardan değilim, aman yanlış anlaşılmasın! :)

Bir arkadaşımla konuştum bugün, bu soruları soran ve istemediği halde sonuna kadar gidip cevaplarını alan bir arkadaşım. Sonrasında oturdum düşündüm, ve yazdım….

Şu an düşünüyorum, acaba bu arkadaşım rahat bir uyku uyuyor mu? Umarım tatlı bir rüya görüyordur şimdi, aldığı cevapların aksine..Aslında bu cevapların bir iki tanesi kafa karıştırıcı, ancak insan doğası gereği hep eksik olana ve ters olana takıyor işte. Burdan seslenmek istiyorum böyle düşünenlere…En başta kendime!!

Duy beni!

Hayat illaki birilerinin söyledikleriyle akmıyor. Onun kendi içinde bir düzeni var, ve bu düzeni oluşturmada senin- kendinin rolü çok büyük! İster kadere inan ister kendine istersen başka birşeye, ancak sonunda gene yol sana çıkacak! Sen ne düşünürsen o gerçekleşecek! Kompleks ve karmaşık dediğimiz beyin aslında çok basit, ne verirsen o çıkıyor sonunda. Sen korku verirsen korkak çıkıyorsun, cesaret verirsen cesur! Boşuna olumsuz cevapları alacağını bile bile sorma sorularını!! Duyacağın başkasının cevapları ile senden önce doldurma hayatına dair boşlukları.

Kodlama kendini, zamanı gelmemiş soruların cevaplarını önceden alarak..Hayatını olduğundan daha zorlaştırma, zaten çevren yeterince zorlaştıracak, bir de sen eklenme bu zincire.

images (4)

Bir de bırak artık geriye bakmayı, kafanı çevirmeyi!

Sen o soruları çantanda-yanında taşıdığın sürece, kafanı çevirmek yeterli olmayacak! Bu nedenle kurtul bu yersiz sorulardan, zamanı geldiğinde sen zaten soruyu sormadan alacaksın cevabını, bu acele niye?

Merak bir günah değildir... Ama merakımız konusunda daha dikkatli olmamız gerek... Evet, buna rağmen. Albus Dumbledore

Bildiklerini anlat, ama akıl vermeye kalkma;
Anlatılanları iyi dinle, ama hepsini doğru sanma;
Sessiz kalmak bir şey bilmediğin anlamına gelmez;
Çok konuşmakta çok şey bildiğini göstermez;
Herkesi kendine eşit gör, her kim olursa olsun
Bir insanı küçümsemek akılsızlık,
Çok büyük görmekte korkaklıktır.
Cesaret akıldan gelirse cesarettir,
Bilgisizlikten gelirse cehalettir...

images (7)

Herkese GÜNAYDIN!!!

(^-^)

p.s. Siz parmak kaldıranlar, dayanamadınız bu yazıyı okudunuz değil mi? Demek ki hala öğreneceğiniz şeyler var. Aramıza hoşgeldiniz...

20.09.2010

son baharda son bir defa güneş yanığı ve deniz keyfi

2010 yılı sonbaharına geldik işte. Bu yıla başlarken ne güzel dilekler dilemiştim, soğuk İstanbul’da sıcak bir ortamda en çok sevdiğim insanlar ile mercimek köftesi, makarna salatası, patates salatası ve bir sürü tadına doyamadığım ve hatırladığım muhteşem yiyecekler eşliğinde..O kadar hızlı akmıştı ki zaman, bir anda televizyonda son 5 dediğini duyduk ve biz sayalım derken işte 2010!! Sonrasında testere serisinin tamamlanması ve uzun, güzel ve mutlu bir uyku.

Bunların ne alakası var şimdi sonbahar ile degil mi? Sonbahar geldimi kışın yakın olduğunu hissediyorum. O zaman içim kıpır kıpır oluyor, çünkü İstanbul geliyor aklıma, belki bu kışda İstanbul’da olurum diyorum. Bir de yılbaşında dilediklerim geliyor aklıma, henüz tamamlanmamış gerçekleşmemiş dileklerim var içinde..Ancak bir tanesi dün itibariyle gerçekleşmiş bulunuyor (^-^)..

Uzun zamandır denize giremedim, iki yazımı denizden uzak bir yerde yurtdışında geçirdim. En son ne zaman denizin keyfini çıkardığımı düşünüyorumda, 2006 yazına kadar geri gidiyorum. Denizsiz çok kötü oluyor insan, özellikle denizle büyüdüyseniz. “vay be, herhalde çok iyi bir yüzücü olsa gerek..” diye düşünebilirsiniz, ancak muhteşem bir yüzücü olduğumu söyleyemem :). Gene de denizsiz bir güne uyanmada zorluk çekenlerdenim. Uzaktan görmek bile yetiyor, hatta onun her sabah uyandığımda olduğu yerde durduğunu bilmek bile bana yetiyor. Daha zinde hissediyorum. sizde denizsiz yerlerde kuru hissediyor musunuz? Denizden çıkmış balık tabirini o zaman çok iyi anlıyorum…

nemo

…belki de bir balık olduğum içindir.

Dün bir pazar günüydü.uzun zaman sonra tekrar mutlu bir balık gibi hissettim, kendimi Özbek sularına bıraktığımda. Bir pazar günü nasıl daha güzel geçirilebilir ki?

3sko

Bulutsuz, masmavi bir gökyüzü, sıcacık içini ısıtan bir güneş, turkuazdan maviye koyulaşan çarşaf gibi bir deniz…İşte burada geçirdim tüm Pazar günümü, kıskandınız değil mi? Ben bile şu an kendimi kıskandım, keşke gene Pazar olsa ve ben orada olsam…

Gerçekten muhteşem bir gündü, deniz o kadar güzeldi ki hiç çıkmadım sudan. Hatta artık suda yaşamak istedim, evim olsaydı orası :)..İnsan o kadar rahatlıyor ki, su arındırıyor insanı. Tüm stresim, kaygım, düşüncelerim gitti. Yerini tuzlu bir yüz , güneşten yanmış , kızarmış burnum ve yanaklarım, sudan buruşmuş ellerim aldı. En son böyle güzel bir güneş yanığım Mordoğan tatilinde olmuştu. Ne kadar özlemişim pembe pembe olmayı, o tuzlu suyun hafifçe cildini kavurduğunu hissetmeyi..

<SAMSUNG DIGITAL CAMERA>

Neyseki ben çok şanslıydım. Eylül ayında İzmir’de olmak böyle güzel işte. Denizin ve güneşin tadını son defa bir sonbahar gününde yaşadım. En güzel tarafı ise bu sonbaharda İzmir’de böyle güzel günleri bir kez daha yaşama ihtimalinizin olması. Taaki kış olunca, işte o zaman yüzünüdeki pembelik ile yeni bir baharın gelmesini beklersiniz..İlk baharla birlikte tekrar, kışın soldurduğu yüzü tekrar güneş ve deniz pembeleştirir.

Bende henüz daha baharken son defaları iyi değerlendirip, kıştan önce son bir sefa daha yapacağım. Bir pazar günü sefası olur mu bilmiyorum, ancak son bir defa daha denemeden ne çıkar ki?

(^-^)