Geçelerde okuduğum bu yazıyı paylaşmak istiyorum. Yazıda en çok hoşuma giden kısım “gökyüzüne dikeceksin gözlerini uzun uzun bakacaksın. Rüzgar yanından geçip gidemeyecek, uzun uzun çekeceksin içine, toprağa batıracaksın ayaklarını kök salacak…" Geçen hafta bir yaş daha yedim! evet, ilginç bir tabir, Kore’de böyle diyorlar. Hemen hemen pek çok şeyi “yemek” ile tabir ediyorlar. Kaç yıl yediğimi söylemeyeceğim, bir önemi yok ^^ ancak Nil’in yazısının bana iyi geldiğini söyleyebilirim. Bir doğum günü hediyesi gibi, düşmediklerimi tekrar düşündürdü. Burcum balık değil ancak aklım balık diyebilirim. Sık unutuyorum pek çok şeyi, böylesine güzel yazıları okuyuncada hatırlıyorum tekrardan.
Gerçekten iki kere yaşanmıyor hiç bir an, aynı kişiyle bile. Her seferinde farklı bir an oluyor aynı şeyleri bir araya getirsende, zaman değiştiği için çevrem değiştiği için olabilir ancak ben değişiyorum, esas ben değiştiğim için oluyor. Kendimin hiç değişmediğini düşünüyordum ancak bende değişiyorum. Evet, büyüdüğümün farklılaştığımın farkında olduğumu sanıyordum ama gerçekten değiştiğimi görmemişim herhalde. Bir yaş daha değiştim, bu yaşla birlikte değişen şeyleri düşününce ne kadar çabuk da ilerliyor anlar.
Uzun süre yazmadım bloguma, yazmayı çok seven ben uzun süre boş bıraktım bu alanı. Bir süre ara vermek istemiştim hayata, pek çok şeye sadece nefes almak için ancak yokmuş öyle bir şey. Ara verdiğimi düşünürken sadece asılı kalmışım olduğum yerde, bir tek yazıya dökmemişim, ancak değişim durmamış gene değişmişim. Uzun süredir hayattan ne istediğimi düşünüyorum, buraya kadar geldim dünyanın en Doğusuna, uzaklara belki cevap bulurum diye, yokmuş bir cevap aslında sorulmayan soruya. Her yeni yılda, yaşta ne değişti hayatımda diye düşünürüm, neler yapmışım ben gerçekten kendim için ne yapmışım?? Her şeyden önce kendim için geldim buraya nedenini bilemesemde. Öyle her seferinde kendine planlar yapıp, peşinden giden düzenli ve stratejik bir insan olmayı istemiş olsamda hep karmaşık, son dakka ve süpriz bir insan olduğumun farkına vardım. Çocukluktan beri ne olmak istediğine karar veren ve bunu gerçekleştirenlere hayranım, ben bu doğum günümde gene cevap veremedim büyünce ne olmak istediğime, ancak bir sorunun cevabını verdim burada olmak! Çerçeveleri oluşturmada iyi olsamda içini dolduramıyorum galiba, ben kalbimi dinliyorum çünkü. Her ne kadar mantıklı bir insan olduğumu düşünsemde ben kalbinin sesini dinleyen birisiyim. Şimdiye kadar yaptığım pek çok şey oldu, istemeyerek de yaptıklarım ama gene gerçekten hissettiğim şeyleri yapmışım ben, buraya gelmeyi gerçekten istedim ve geldim. Burada bulunduğum sürece gerçekten yapmak istediklerimi yapmaya çalıştım, çalışıyorum. Bu yüzden yaptıklarımın bana maddi getirisi olduğunu söyleyemem ama mutlu olduğumu söyleyebilirim.
Ancak öyle kolay değilmiş hayat diyorlar, para kazanılması gereken bir şey. Şimdi gene aynı ayrımdayım sevdiğim şeyleri yapmak ve para kazanmak, ikisini bir arada yapmak oldukça zor gibi. Bu aralar beynim bu ikisini nasıl birleştirebilir diye zorluyor kendini, bir çözümü vardır umarım. Şimdi söylediğim pek çok insana anlamsız veya mantıksız gelebilir ancak hiç aklınızdan geçmediğini söylemeyin pek inanasım yok :)
“Madem hepimiz geçiciyiz, öleceğiz o zaman sadece yapmak istediklerimizi yaparak, çok para kazanmadan da yaşayamaz mıyız? ya da yapmak istediklerimizi yapmak için anlamsız işler yaparak para kazansak olmaz mı?Çok mu an kaybetmiş oluruz? Peki sadece gökyüzüne diksem gözlerimi uzun uzun, esen rüzgara geçit vermesem çeksem içime derin derin, kök salsam bastığım toprağa sadece, anı yaşasam böyle çok mu şey istenir? Uyanmak zorundamıyım hayalimden?”
Geçen yıl doğum günümde hayal ettiğim, dilediğim pek çok şey vardı, çoğu gerçekleşti inanamıyor hala daha :). Bu sene ise çok daha azdı dileklerim, ancak daha geniş. Dilerim gerçekleşir herkesin dilekleri, en çok dilediğim şey ise
…bir sabah kalktığımda işe gitmek için hazırlanıyorsam eğer gülümsemek ve yaptığım işten zevk almak. İşte buymuş olmak istediğim demek!
I want to say I lived each day, until I died.The hearts I have touched, will be the proof that I leave, that I made a difference, and this world will see...
29.08.2012
Gerçekten iki kere yaşanmıyormuş…
14.11.2011
Kalbimin sesini dinledim…
cenem dostum, seni, Emel teyzemi ve arkadaş grubumuzu o kadar özledim ki! Ne güzel yazmışsın, yazında okuyunca demek o kadar olmuş, ne kadar çok olmuş buraya geleli diye düşündüm..ben oysaki dün gelmiş gibiyim. Bilinmezlik getirdi beni buraya, ne kadar güzel söylemişsin, kalbimi dinledim bu sefer, zira beynimi dinleseydim burası çekilcek çile değil^^..her şeye rağmen mutluyum, tek hüznüm ailemden ve sizden uzak olmak...dilerim sen de kalbini dinliyorsundur,kalp insanı pek yanıltmıyor...eğer gerçekten sadece onu dinlerseniz…
Hayatta bazen bazı anlar vardır, başkaları ne derse desin mantığınız bile bambaşka birşey diyorsa bile kalbiniz aynı şeyde ısrar eder. İşte bu anları yaşıyorum. Çevrem, ailem ve mantığım uzun zamandır bana “Dünyanın öbür ucuna mı gideceksin? Ee hadi gittin, orada mı yaşayacaksın? Ne işin var orada? Neden orası?”, diyor. Ben ise ısrarla kalbimle cevap veriyorum, “Evet, ısrarla kalmak istiyorum bu uçta. Neden burası olmasın? Canım burada olmak, yaşamak istiyor”, diyorum. Kalbimden içimden geliyor bu cevaplar. Zira mantıkla verilebilecek cevaplarım yok, çünkü mantığın durduğu yerdeyim. Şu an kendimi Seul’de sanmama rağmen aslında Anyang’dayım, koreli arkadaşımın teyzesinin evinde. Neden kendimi hala Seul’de sanıyorum, çünkü burası Seul’e çok yakın ve Metro 1. Hat (mavi hat) ile rahatlıkla gelebiliyorsunuz. Aslında Tuzla’da oturup İstanbulluyum ya da Torbalı’da oturup İzmirliyim demek gibi birşey..Bu ülkede yer kısıtı nedeniyle pek çok yerleşim yeri dibdibe böylece başka bir şehirde miyim yoksa hala aynı yerdemi bilemiyorsunuz. Ancak Seul merkeze trenle 40dk ulaşabildiğim için hala Seul’deyim ^^
Şimdi Seul’den yazıyorum bu yazıyı…Cenem dostumun yazısında da bahsettiği gibi, buraya gelirken bir kaç tanıdık ve arkadaşlarımın arkadaşları dışında pek birşeyim yoktu. Şimdi elimde ne var diye sorarsanız, gene pek birşey yok derim. Sadece cevaplanmamış milyonlarca soru ve sabrımı sınayan bir sürü sınav. Bunlardan şikayet ediyor muyum, bazen kendime soruyorum, neden yapıyorsun bunu kendine diye, o zamanlar kendimi kendime şikayet ediyorum, ancak sonra kendime geliyorum..Bunu mantığım istemedi, kalbim istedi o zaman şikayet etmenin anlamı yok, başa gelen çekilir^^..Mantığınızla kararlar aldığınızda fiziksel olarak çok acı çekmeyebilirsiniz. Bundan kastım, herşeyi mantığınızla ayarladığınız için maddi olarak ne para sıkıntınız olur belki, ne iş kaygınız ne de okul. Hepsi zaten mantıklı bir şekilde ayarlanmıştır. Ancak kalp sıkıntısına garanti yoktur, her mantıklı iş kalbe iyi gelir mi bilemiyorum. Fakat şunu yanıtlayabilirim, kalben verdiğiniz mantıksız kararlar sonucu fiziksel, maddi bir acı içinde olabilirsiniz ancak ruhen huzurlu ve mutlu oluyorsunuz. Kendi durumumu böylece özetleyebilirim. Burada hava günden güne soğuyor, oldukça mantıksız ve ani verilmiş bir karar-pek çoğuna göre- sonucu kış yaklaşırken elimde bir iki tshirt ve yazlık kıyafetlerle kaldım. Param sınırlı bir süre içindi, tabiki elini ayağını çeker oldu. Bunlar yetmezmiş gibi bütçe hazırlamadan, ben Korece öğrenmek istiyorum diye tutturdum, Seul kazan ben kepçe tüm üniversiteleri ve kurslarını gezdim sonunda bir tane buldum. Üniversitenin adı Hanguk Yabancı Bilimler/Diller Üniversitesi. Başvurumu yaptım, ancak şimdi okumak için gerekli olan vize işlemleriyle uğraşıyorum. Almanca ve İngilizce biliyorum, Avrupa Birliği üzerine uzmanlaştım ve Seul’de Korece öğrenmek için uğraşıyorum. Ne kadar çok ortak noktası var değil mi? Mantıklı düşünen herkes bana neden Kore? Neden Avrupa değil diyor. Bende neden Kore ve Korece olmasın? diyorum. İşte tamamen kalbimi dinliyorum ve yapmak istediğimi yapıyorum…
Düşündüm de, ne kadar şanslıyım istediğimi yapma lüksüm var^^..Bu konuda sonsuz destek olan bir ailem var, ve cenem dostum ve bir sürü arkadaşım..Kolay değil elbette, çok zengin ve şımarık yetişmedim. Bu yazımı okuyunca, o kadar para bizde olsa bizde gideriz diyebilir, ben öyle derdim :)..Gerçekten de öyle değil, sadece Allah yardım ediyor, bir şeyi gerçekten isteyince. Ailem bana destek olurken “hadi evladım istediğini yap biz sana sonsuz desteğiz”, tabiki demedi! Daha çok şu cümleleri duydum, “Dünyanın bir ucunda ne işin var, şimdiye kadar her şeye göz yumduk bir de bu mu çıktı. Kaç yaşına geldin, bir düzen oturmadı. Şimdi bari oturt, hala geziyorsun………???!!!….” Daha hayal edebileceğiniz pek çok nasihat-azar-yıldırma cümleleri ^^. Ancak siz dik durur ve gerçekten ne yapmak istediğinizi söylerseniz, aileniz de sizi anlıyor. Benim ailem beni anladı ve ellerinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyor. Ben de bu sırada yan gelip yatmıyorum tabiki :), hala bir iş arıyorum ve vize işlemlerini çözmek için uğraşıyorum. Henüz bir çok şey havada, oturmuş değil. Süpriz yumurtalarla yaşıyorum, ya da numaralı yıllık takvim mi desem? Her gün o günün tarihini açınca bir süpriz çıkıyor ardından..Bazen çok mutlu bazen çok üzücü bazen boş bazen umut verici, hepsi ayrı ayrı..Başta mutlu bir gelişme olunca umutlanıyor, sonra üzücü bir gelişme olunca üzülüyordum..Canımın sıkkın olduğu bir gün en çok sevdiğim yere buradaki çok büyük bir kitabevine Kyobo’ya gittim. Orada rafları gezerken Buddha’nın Öğretileri isimli bir kitap ilişti gözüme, aldım olduğum yere oturdum ve önüme gelen ilk sayfayı açtım. İşte böyle çıktı karşıma sözler:
“They who imagine truth in untruth, and see untruth in truth, never arrive at truth, but follow vain desires.
They who know truth in truth, and untruth in untruth, arrive at truth, and follow true desires.”
“Yanlışta doğruyu hayal edenler ve doğruda yanlışı görenler, doğruya asla ulaşamazlar, ancak beyhude arzuların peşinden giderler.
Doğruda doğruyu bilenler ve yanlışta yanlışı, doğruya ulaşırlar ve doğru arzuların peşinden giderler.”
Emel teyzem, çok sevdiğim birisi, kendi büyükannem, arkadaşım gibi. O kadar değerli bir insan ki, onu ve öğütlerini çok dinledim mis kokulu demli çayını içerken ve lezzetli keklerini yerken. Bu nedenle onun sözlerini hep dikkate almaya çalışmışımdır. Çok bilgili ve görgülü bir İstanbul Hanımefendisi kendisi^^ Cenem dostum ise bence oldukça benziyor Emel teyzeme ^^…Bu nedenle sordum cenem dostuma, Emel teyzem ne diyor diye, ve şimdi onun verdiği cevap üzerine kalbimi dinlemeye çalışıyorum…
Dilerim herkes kalbini dinler ve dediklerini duyar, kendinde o sözleri gerçekleştirmek için cesaret bulur. Ben bunu yaptım diyemem, ancak başladım ve yapmaya çalışıyorum..Herkesin yolu açık olsun, gönlüne göre…
Seul’den Sevgiler
SuchiN ^^
Not: Han Nehri kenarında Yeoido diye ufak bir adacık var, resimi orada çektim. Elimde buraya gelmeden önce sevdiğim bir arkadaşımın Berlin’de bana hediye ettiği ve Kore hep boynunda olsun dediği şanslı filim, İzmir’den aldığım hindistan cevizinden yapılma hayat ağacı yüzüğüm ve güzel yerlere götürmesi ve muradıma ermem için giydiğim yeşil ayakkabılarım, İstanbul’dan canım kardeşimin getirdiği mavi taşım ve Bulguksa Tapınağından aldığım Kadınları temsil eden Kule..Bir de bol bol umut ve sabır, elimde bunlarla geldim Seul’e…^^
14.08.2011
Bir şehrin iki yüzü
Prag sokaklarındaydım bugün. Panorama Otel'in köhnelik kokan duvarları arasında uyandım; karşımda sisler altında kalmış muhteşem Prag manzarası... "Sonradan bu sisin, kentin sabah ve akşam makyajının bir parçası olduğunu öğrenecektim."
……
Aynı zamanda Seul'deydim. Uzak Doğu'nun o gizemli, biraz mistik, biraz da aristokrat şehri Seul'de... Çok şaşkın, fazlasıyla da meraklı bir ben vardı o şehirde de.
İşte böyle vurmuştu beni canım dostumun yazısı Prag’da bir pazar günü diyerek. Henüz yüz yüze tanışamamış olmamıza rağmen, oldukça çok şey biliyordum ona dair. Daha önce Prag’a gitmiştim, ancak sanki benim gittiğim Prag bambaşkaydı bu anlatılan ise bambaşka…Onun bu yazısını okurken bir Pazar günü Prag’da ne işi var demiştim. Sonraki satırda uzun zamandır ilgi duyduğum Seul’deydi şimdi. Bu nasıl olabilir? Birisi gittiğim halde tanıyamadığım bir şehir, diğeri ise çok gitmek istediğim bir yer. Nasıl gitmişti oralara? Merakla okudum yazısını ve gördüm ki bir Nazlı Eray uçağına binmiş ve nerelere gitmiş gelmiş…Çok özendim! Bende binmeye karar verdim bu uçağa, gittiğim yere bir daha gitmek için, bir de gitmediğim yerlere gitmek için…

Bir pazar günü sonunda indim bu uçaktan, bambaşka bir duyguyla. Daha önce Prag’a gitmiştim ancak benim gördüğüm bildiğim Prag’da güneş şehrin her yerini aydınlatıyordu. İnsanların içini ısıtıyordu. Bir Mucha Kadınını görmeden nasıl geldim, ancak benim gördüğüm çocukluğuma dair bir

Zdeněk Miler kahramanı: Der kleine Maulwurf-Krteček-Küçük Köstebek. Genelde Doğu’dakilerin bildikleri, sadece orada görebileceğin. Bir de kızarmış peynir ve çeşnilendirilmiş patates tadı kaldı damağımda.Şehrin kapalı yerlerinde, gizemli bir şeyler görüyordum, ancak nerdeydi tüm o Europa Otelin gizemli misafirleri? Benim gördüklerimin hepsi sadece Amerika’ya karşıydı. Peki o sıcak palaçinkaların kokusunu nasıl almadım? Bir mevsim bu kadar farklı mı kılar bir şehri? Böylesine saklanır mı bir şehir güneşin arkasına?

Peki Yahudi Mahallesine ne demeli? Bende geçtim o sokaklardan, mezar taşları arasında dolandım, ancak ne Kremlin gördüm ne de Lubianka’ya açılan kocaman kapı. Baktığımda sadece soğuk mezar taşları gördüm, bir masum insanları, bir zamanlar burada ne kadar çok acı yaşandığını. Eğer Lubianka’nın yakın olduğunu bilseydim, daha etraflıca bakardım çevreme, minik gözlerimi kocaman açarak..
Charles Köprüsünde bir dilek tuttuğumda o dileğin bir kaç ay sonra gerçekleşeceğini bilmiyorken, aklımdan geçenler bu köprüden kimlerin geçip gittiğiydi. Benim gördüğüm sadece Ortaçağ’a yönelik miydi? Nerdeydi Stalin? Tüylerimi diken diken eden bir iz bırakan o dönem, ben gölgelerini bile göremedim. Güneş, çocukları ile gelen İtalyan aileler, gruplar halinde bağrış çığırış ortada dolanan İngiliz gençler ve renkli renkli giyinmiş bir sürü insan bu gölgeleri kaçırmış olsa gerek.
Okurken gördüğüm şehri düşündüm hep, nerede saklanmıştı ki? Oysa ben onu İzmir’e bile benzetmiştim. Gece nehir boyunca ışıklar yanmış, cafeler cıvıl cıvıl bir ses vardı. Nedense bir an için epeydir uzakta olduğum İzmir’e benzettim. Ama bambaşka bir yer gördüm bu uçağa binince, merak ettim…Sanki bu uçak beni Prag’dan çok adı satır aralarında gizli Demir Perdenin arkasına götürdü. İlgi duymadığım bir yere gittim, gerçekten hayretler içinde kaldım o hayal gibi olan dönemin peşinden sürüklenirken. Hiç bu kadar yaklaşmamıştım Doğu’ya…Belki de farklı bir mevsimde gittiğim içindir. Ancak bir de sisin bu şehrin hem gündüz hem de gece makyajı olduğu bir zamanda gitmeye karar verdim. Bir de yanıma kayıp gölgeler kentini almaya…
Bir de hala gizemli kalan bir ölüler kentini merak ettim. Bende çok farklı şeyleri çağrıştıran bu kent, bu kitabı okuduğumda bildiklerimi yalanladı sanki, bütün açık olan şeyi gizledi ve gitmek için daha da sabırsızlandırdı. İple çektiğim o günü şimdi nasıl beklerim bilmiyorum…Birazcık daha sabretmem gerekecek galiba.
Bu güzel geziye çıkmama neden olan canım arkadaşım Zerom’a çok teşekkür ederim. Sayende bende bir pazar günü bambaşka yerlere gittim geldim. Bu sefer ölüler kentine sayende hazırlıklı gideceğim! Kayıp gölgeler kentlerine merak duyanlar bu yolculuğa mutlaka çıksın! derim ben…
07.01.2011
yurtiçi ve yurtdışı şenlikler başlasın…
Louise L. Hay, Düşünce Gücüyle Tedavi-2 kitabında 20’lik diş ağrısının ya da çıkarmanın köklü değişimlerden kaynakladığını yazmış. Bu aklımda kalan önemli satırlardan biriydi.
İki gündür 20lik dişim bana inanılmaz bir sıkıntı veriyor. Ağrı yok ancak o dişin diş etini yararak çıktığını adım adım hissediyorum, sanki çene kemiğine yerleşiyor, yürüyor bu kadar belli acısından. Sadece bu değildi çektiğim acı son bir kaç gündür. Uzun süredir tamamlamaya çalıştığım tezi tamamladıktan sonra bir de savunma stresi sarmıştı beni. O kadar ki 1 haftadır rüyalarım savunma kabusları ile dolmuş, karnım stresten ağrımıştı. Üstüne bir de 20lik diş tam güzel oldu. Ancak olsun dedim, köklü değişim içindeyim, bu sıkıntıların sonu güzel olacak dedim, kendimi telkin etmeye çalıştım ama ne fayda. Bu stres kötü birşey, genlerin de etkisiyle insanı mahvediyor, benim gibi telaşlı bir anneniz varsa .
Tüm bu mide ve diş acısı ile gece saat 3 olmuş , gözüme uyku girmemiş ve aynı günün öğleden sonra saat 3.00’te savunması olan ve savunma sunumuna çalışmamış bir insan, bu benim!
Stresten o kadar deli olmuştum ki ne dişimden dolayı ağzımı açabiliyorum, içebildiğim sadece su, ne de açtığımda sakin olabiliyorum. Ejderha ağzını açtığında sadece ateş püskürür ya aynen öyleydim. Hepten delirdi diye evdekiler saolsun bana dokunmuyorlardı, ne de olsa son gündü. Sonrasında çekeceklerim vardı .
Tüm bu sancılar içinde 20lik dişim bana sadece “köklü değişim” sonu güzel olacak diyordu. Neyse ki babamın sakin ve faydalı tavsiyeleri doğrultusunda sunumu hazırladıktan sonra işimi sağlama almak için dünyanın her bir tarafına her dinden olan ya da inanmayan tüm arkadaşlarıma bir mail attım.
“Yarın tam 15.00 de benim sınavım var, benim için dua edin!”
Türkiye, Kanada, Tayvan, İspanya, Ürdün, Kolombiya, Hindistan, Ukrayna Almanya, her yerden her yöne…Tapınak’tan, Kilise’ye, Camii’den Havra’ya , her neye inanıyorsa toplu bir enerji ve sinerji içerisinde tüm evreni hissettim yanımda..Sınava girerken yanımda tüm o arkadaşlarım vardı, hepsi benimleydi. İnsanın sevildiğini hissettiği bazı anlar vardır, işte o an gerçekten onların iyi dileklerini hissettim, sevildiğimi ve tüm desteğin evrenin yanımda olduğunu…Sınav zamanı o kadar stresliydim ki, hocalar beni sakinleştirmek için ne yapacaklarını şaşırdı. Saolsun hepsi çok anlayışlı ve sakindiler.
Sonuç, 20lik diş acım, tüm arkadaşlarımın iyi dilek ve duaları, mide ağrım, yeni aldığım hırkam ve ayaklarımı şişirmiş olan topuklu ayakkabılarım hepimiz saatin nasıl geçtiğini anlamıyorduk. Uzun mu kısa mıydı? Zaman mevhumum yoktu, sadece o an vardı taa ki o sihirli sözcükleri duyduğum da işte “köklü değişim” deyinceye kadar…
“Çok başarılı bir çalışma, oldukça beğendik. Oybirliği ile geçer not verdik, hayırlı olsun.”
Ne???? Bi dakk bitmiş miydi?? Nasıl yani beğenmişler miydi?? Nee inanamıyorum çok mu beğenmişler??? Olamaz hiç düzeltme yok mu????Ben gerçekten başardım mı????
Bundan sonrası hala hayal…Henüz bu hayalden uyanamadım. O kadar mutluyum ki mutluluktan elime kocaman bir pankart alıp üzerine “FREE HUGES” yazıp kordona deniz kenarına gitmek istiyorum . Sınav boyunca beni bekleyen ailem ise benden daha çok sevindi. Annem yüzümü görür görmez başladı tüm sülaleyi aramaya..Benimkisi ne de olsa uzun zamandır beklenen bir haberdi. Bir sürü fotoğraftan sonra, ailece yemeye gittik. Dişim hala ağrıyor, ne yediğimi hatırlamıyorum. Daha doğrusu ne yemediğimi, bir çorba vardı önümde galiba..Ama hiç önemli değil. Benim karnım mutlulukla doldu bugün!
Bu yetmedi, bir de şımardım, o kadar güzel tebrik telefonları, güzel iltifatlar ve mailler. En güzeli ise hiç beklemediğim bir telefondu! Almanya’daki çok sevdiğim Büyükbabam Edmund aradı beni, içine doğmuş güzel haberler, biliyordu sınav tarihimi. Telefonda şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim . “Bugün mutlaka aramalıydım” dedi bana telefonda. Nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. Bunun dışında gün boyu bana iyi dileklerini, beni düşündüklerini yazan arkadaşlarımın samimi maillerini gördüm. Hepsine muhteşem hissettiğimi ve güzel dilek ve dualarının geçtiğini söyledim! Üstelik tam puanla! Bu kadar uğraş verdikten sonra böyle güzel bir sonuç elde etmek çok güzel gerçekten! Bugünden itibaren 6 Ocak gününü yurtiçi ve yurtdışı şenliklerin kutlandığı bir gün olarak geçti tarihe.
Benim dışımda bir sürü insan tez yazıyor, ancak bu kadar destek alan bir benimdir herhalde..Sanki tek ben yazıyorum bu tezi
Artık tezde önsöz yazılmıyormuş, bari blogda yazayım. Buradan çok teşekkür ediyorum bana bu süreçte maddi manevi destek olan bir tane tek dostum Ecem’e. Beni hiç yalnız bırakmadığı, hep destek olduğu için, bu güzel iltifatların ve sonucun üzerinde kendisinin çok hakkı var! İyi ki varsın birtane cenemmm
Ayrıca diğer tüm arkadaşlarıma, aileme, teyze-hala,amca-dayı…tüm akraba-i talukat’a, benim yanımda olan herkese çok teşekkür ediyorum.
Ben 4 gün önce 10 dilekte bulunmuştum. Ve ilki gerçekleşti birkaç saat öncesinde..İkincisi ise şu anda gerçekleşiyor..Sıra üçüncü de acaba ne zaman gerçekleşecek? Tüm bu dileklerimin gerçekleşmesi dileğiyle
Son bir defa söylemek istiyorum : BAŞARDIM!
Hal böyleyken anladım ki, yaşadığını yaşadığın an yaşayacaksın. Evet aynen bu cümledeki kadar çok kere! Gökyüzüne dikeceksin gözlerini, uzun uzun bakacaksın. Rüzgar yanından geçip gidemeyecek, uzun uzun çekeceksin içine,toprağa batıracaksı n ayaklarını, kök salacak. Kim varsa sevdiğin, öp öp öpeceksin. Seviyorsan, yüzünü güldürene dek söyleyeceksin. Güzel bir şey gördüysen gidip sarılmaya sarılamıyorsan, oturup çizmeye çizemiyorsan, yazmaya çalışacaksın.Her an eşsiz bir heykel, bir sanat eserine bakar gibi kıymetini teslim edeceksin ki...O da seni kucaklasın...