29.09.2011

Yolculuk Uzaklara Fizan’dan öte

Tüm aranacakları sırayla dünden beri aradım. Eksik olanlar varsa da aramak istemediklerim olsa gerek. Bir niyetim olduğu için değil, sadece canım istemediği için...Atatürk Havaalanındayım, oldukça erken geldim 17:55 uçağına yetişmek için. Uzun zamandır hayal ettiğim, hep kendimi orada görüdüğüm yere şimdi gerçekten gidiyorum! Yoldayım, ve oraya gitmek için tüm hazırlıkları yaptım! Kendim hazır mıyım? Bilmiyorum????
Starbucks da oturuyorum, burasını kim ne derse desin seviyorum. Rahat hissediyor insan...Chai Tea Latte, içimi ısıtıyor, serinledi İstanbul benim ayrılmamı beklemeden. Yan masada bir kaç koreli adam oturuyor. Yabancı bir dil olmasına rağmen, bana oldukça tanıdık arada bir söylediklerini bile anlıyorum..Onların arkadasında benim çaprazımda ise üç tane asyalı kadın oturuyor. Ben geldiğimde de oturuyorlardı orada, baya bir şen şaklak kahkalarla dolu yoğun bir sohbet içerisindeler...Arkamda ise iki Çinli adamın konuşmaları çalınıyor kulağıma...Karşımda ise bir adam, türk olsa gerek nerden tanıdığımı bilmediğim, belki tv'den belki de sadece alışılmış bir yüzü olduğu için tanıdık geliyor...Arka fonda hafif güzel bir müzik çalıyor. Hala daha çok erken check-in gitmek için, heyecandan elim ayağıma dolaşıyor. İnanamıyordum, Uzun zamandır beklenen gün geldi ve çattı! Daha önce bir sınav sorusunu cevaplamak için yazdığım bir yazıya şimdi birebir her anı anlatan yeni bir yazı yazıyorum...Zaman ne ilginç, o zamanlar mümkün mü dediğim şey bugün mümkün! Başvurduğum bir proje vardı, Güney Kore'nin şehrinde Dünya Kültürlerini tanıtacak insanlar arıyorlardı. Yıllardır dilimle olan ve artık dilekten çok duaya dönüşen bu kültür faaliyeti en çok gitmek istediğim ülkedeydi! Çoğu kez şu bu nedenlerden dolayı katılamadığım böyle güzel projeler şimdi bana çifte iri fıstıklı kaymaklı lokum olarak sunuluyordu! Kaçamazdı bu fırsat, hemen başvuruldu ve heyecanla sonuç beklendi. Uzun uzadıya belirsizlikler, sorular, acaba olur mu demeler, ne yapıyorum ben diye sorgulamalar sonunda oluyormuş be! dedim, gerçekten istenirse oluyormuş: İşte buradayım!

Tüm yazım gittim gidicem ile geçti, yok uçak parası yok gidilir yok gidilmez yok kalınmaz napcam ne edicem derken bugün şu an uçakta Almati ye doğru gidiyorum....Astana’ya yaklaşmışız, nedense cenem seni hatırlattı. :)  dışarıda hava çok soğukmuş  -58/-59C , hızımız 575 mpg, yolumuz oldukça uzun..düşünsenize Hindistan'ı hatta hatta Çin'i geçip gidiyoruz! Ben nereye gidiyorum?? Dünyanın sonu ya da başlangıcı bu olsa gerek :)) Aklıma rahmetli dedemin sözü geldi şimdi. Kendisi çok ton ton birisiydi, nur içinde yatsın. Anneannem vefat ettikten sonra hayat onun için zor oldu, uzakta yaşıyordu, yalnız yaşamak zorunda kalıyordu. Ne bize gelmek istiyordu çevresini bırakıp ne de bizi bırakmak. İsteği tek şey yanına taşınmamız. Yazları hep yanına giderdik, bir kasabada oturuyordu. Bana hep 'o anne-babana söyle, buraya gelsinler. burada da okul var, hep o annen-baban. Hiç anlamıyorlar...Dilerim sizde büyüyünce Fizan’a gidersiniz o zaman anlarlar!' bende taa o zamanlardan meraklısı olduğum Japonya'ya gitmek için dedeme , dedecim Fizan'ı boşver Japonya de sen, orası daha uzak derdim koca bir gülümseme ile :D..Dedem de caponya maponya Fizan’dan uzağa gidinde neresi olursa olsun derdi :D Belki de dedecim duaların geçti :D ancak caponya demenden olsa gerek bu evrendeki karışıklık, Kore'ye gidiyorum çünkü :D

Peki Kore'ye nasıl gidilir??? İşte bu soruyu çok sordum kendime, benim gibi meraklılarına yazıyorum bu yazıyı. Benim gibi İstanbul dışında yaşayanlar varsa o zaman bir kaç gün öncesinden moral olması için  İstanbul'a gelinir, arkadaşlar görülür ve gitmeden mutlaka Arap sokağında bir falafel yenir. Bol bol zeytin yemeyi de unutmayalım lütfen, orada zeytin çok pahalıymış!!
Sonrasında gideceğiniz gün gelir çatar ve siz aranması gereken herkesi bir hoşçakal demek için ararsınız :))) son kontrole girmeden önce henüz içmemiş olduğunuz 1 lt suyu öylece atamayacağınız için bitirmeye çalışır ve sonra uçuş boyunca wc kollarsınız :D..uçaklar ise kocamandır, hani şu hep amerikan filmlerinde gördüğümüz, düşürmek için uğraştıkları uçaklardan (Allah korusun dediğinizi duyar gibiyim!) yanınıza yakışıklı bir iş adamının oturmasını beklersiniz, ancak gene yaşlı ve evli bir çift oturur. Neyseki ben şanslıyım benim yanımdakiler en azından genç ve evliydi! Ne sandınız?? Yakışıklı bir iş adamı oturdu ve aşık mı oldu?? Hayır canım, o gerçekten sadece filmlerde olur :D Üstelik tesadüfe bakın yanıma oturan çift Japonmuş! biraz olsun tutturur gibi olduk duayı :)..

Peki Kore'ye giderken ne yenilir?? Valla ne bulunursa yenilir, gittiğim yerde peynir-ekmek-zeytin yoksa ve çok pahalıysa gerisini siz düşün!! Uçakta hem Kore yemeği olan bibimbap hem de normal biftek menüsü var. İstediğinizi seçiyorsunuz, nasılsa hep Kore yemekleri yiyeceğiz, bari yolda batı yemeklerinin tadını çıkaralım, dimi??

İngilizce bilmek gerekir mi?? Yani hostesler dahil pek İngilizcesi iyi olan yok. Anlaşması biraz zor oluyor. Bende doğma büyüme İngiliz değilim, ancak iyi bir İngilizce bilgisine sahibim :))  Ama gezerken buna pek de gerek yok galiba :D Şahsen Türkçe ile derdimi anlatıyorum, ya da çat pat Korece, şimdiden baya gelişti :D

Yolculuk için ne yapmamalı?? Kesinlikle çok eşya almamalı! Fazla kg için, kg başına 62€ alıyorlarmış!! Hayatımda ilk defa bu kadar çok para alındığını duydum!! :S bu ne yaa??? O kadar uğraştım, gene de 15kg ile gittiğim havaalanında 19kg ile geçtim :S Ben nerde yanlış yapıyorum acaba?? :D

Bir kaç saat sonra sonunda uçağa binmeye yaklaşmıştım! Giden herkes Koreliydi belli, sıra bana gelince Atatürk Havaalanındakiler, Türk olduğumu duyunca şaşırdılar, onlara benziyormuşum, üstelik uçaktaki 2. Türkmüşüm, işte buna inanırım! Sonunda uçağa bindim. Kocaman bir uçak, bu kadar büyük bir uçağa ilk defa biniyorum. Daha önce sık sık bindim denebilir. Genellikle uzak olan Avrupa şimdi ne kadar yakın görünüyor. Yanımda yeni evli bir çift oturuyor, daha önce de havaalanında görmüştüm. Aslında şu anda daha önce gördüğüm pek çok insanla yanyana ya da arkalı önlü oturuyorum. Uzun bir yolculuk olacak, gerçekten de öyle oldu..Yaklaşık 10saat uçtum, üstelik direk uçuş. Bir de saat farkı 9 saat ileri, baya bir döndü başım! Gittiğiniz yer Hindistan’dan bile öte, Hindistan mı?? Çin’i aşıp dünyanın sonuna gidiyorsunuz gerçekten ^^ Çin’i geçerken göremedim bile o kadar yüksekten uçtuk.

SDC16595

Uçakta yanımdaki Japon çift çok tatlıydı. Yeni evlenmişler, balayı için önce Mısır’a sonra Türkiye’ye gitmişler. Baya bir sohbet ettik, gene de bir yerden sonra zaman geçmek bilmedi. Uyumak ise zordu. Sonunda tekrar güneş doğdu ve yavaş yavaş kara görünür oldu. İşte Kore:

SDC16597  

Burası Incheon Havaalanın olduğu bölge. Yarım ada aslında ve Seul’e yaklaşık 1-2saat uzaklıkta, otobüsle. Tüm uluslarası uçuşlar buradan yapılıyor. Buradan Kore’nin her yerine otobüs veya hızlı tren var. Fiyatlar değişiyor, ancak internet sayfasından detaylı bilgi edinebiliyorsunuz.

SDC16601

Asiana Havayolları iyi ve sık tercih edilen bir hava yolu şirketi. Tavisye ederim, erken davranırsanız uygun fiyata uçaklar bulunmakta^^

SDC16599

İşte vardık, gerçekten buradayım! Birazdan başıma geleceklerden habersiz sırt çantamla ayağımdaki parmak arası terliklerle rahat bir şekilde yürüyorum koridoru. Bavulumu henüz almadım ve acele etmiyorum nasılsa gene bekliyorsunuz, bir sürü kişiyi. Uzun uzun koridoru yürüdükten sonra vardım pasaport kontrole, alışkınım sorunsuz geçmeye, ama bu sefer taktı kız. Ne olduğunu da söylemiyorlar, sadece sorun yok deyip gülümsüyorlar. Neyseki tecrübeliyim bu camlı mekanlara alınmalardan ^^, bekledik bizde pasaport yetmedi bir de nüfus incelendi. Bir sürü insan geldi giti, bir de İngilizceleri yok ve sadece öylece bakıyorlar. Bu dil işi gerçekten zor dedim! Baya bir süre bekledikten sonra dertlerinin pasaportumdaki mühürün okunamamasıymıs, yani yarım okunuyormuş! Bir de iyiki EXPO için gidiyorum, yoksa var ya artık daha neler!! Sonunda pasaportumu da aldım çıktım, bu sefer de beni karşılayacak kişi yok, nerde ?? haydeee buyurun burdan…Neyseki danışmadakilerin İngilizcesi oldukça iyiydi ^^… ve sonunda bulduk birbirimiz…Şimdi sırada 5 saatlik araba yolculuğu var :Gyeong-ju istikamet. Bu işi gönüllü yapıyorum, zaten para verseler bu kadar yol çekmez kimse ^^

Bir gün sonunda vardım Gyeongju’ya ve otele yerleştim. Öncesinde kısa bir tur EXPO’da ve meraklı bakışlar..Şimdiden günlerimin nasıl geçeceğine dair bir fikrim oldu bile ^^

Gene yazacağım, merakla bekleyim

Carga-görüşürüz

19.09.2011

Yiyin Gari!

“Bir insanın fikri neyse zikri de odur”, derler. Bende bu söze ilave yaparak şöyle demek istiyorum :

“Bir insanın fikri neyse zikri odur, ailesi de seferber olur” ^^

Bugün sabahtan oldukça alışılmış bir gündü. Okula bir kaç evrak işlerimi halletmek için gittim. Sonrasında yorgun bir şekilde eve geldim. İzmir çok sıcak olduğu için insan kendine bir süre gelemiyor dışarı çıktımı. Eve kendimi atmış olmanın verdiği mutlulukla, dinlenirken annemde  arkadaşlarıyla görüşmeye gitmeye hazırlanıyordu. Annem evden çıktıktan sonra belki 15dk geçmedi telefon çaldı. Annem telefonda heyecanlı bir şekilde bana “Bak burada kimler var, kimleri buldum sana..” diyordu. Uykulu bir halde, “Anne ne diyorsun..” demeye kalmadı, annem “koreli kızlar var burada, bak Türkçe konuşacak birilerini arıyorlarmış, hemen çık gel sevgi yoluna (İzmir’de her semtte bir Sevgi Yolu ve yanında bir park vardır), burada bekliyoruz seni…dur bak telefonu veriyorum konuş..”

“Aloo?? Annee?? Nasıl yani??…..”,

“…merhaba, ben Gül, nasılsın?..annen burada”??

“ Merhaba,iyiyim, nerdesiniz? yakında mı?Anneme verir misiniz?”

“..Annecim nerdesiniz??”, Annem,”Sevgi yolunda bekliyoruz, çık gel hemen..kızları al eve götür…”

Bunun üzerine hemen kalktım, apar topar çıktım evden, yolda giderken kendi kendime “yaw, noluyor?? hadi ben deli, annem de mi deli??biz ne yapıyoruz??..”

Birazdan koreli kızlarla tanışacağımın verdiği mutluluk, nereden geldiğini anlamadığım bir şaşkınlık ve karmaşık duygular içerisindeydim. Gittiğimde annem parkta kızlarla oturmuş, çevresinde bir sürü yaşlı teyze koyu bir sohbet içerisinde kahkalar uçuşuyordu havada..Annem beni görür görmez kalktı ayağa yanıma geldi hemen,

“Bak!,” dedi. “Koreli kızlar bunlar, Türkçe konuşacak birilerini arıyorlarmış, bende senden bahsettiğim. Korece öğrendiğinden, gideceğinden, tanışmak istediler. Hadi şurdan simit, bir şeyler al, eve götür onları, çay yap ağırla, açıkmışlar, kahvaltı yapın birlikte..”

Kızlar kocaman gülümsemeyle bakıyorlardı bana, neşeli bir “Merhaba!” dediler ve sarıldılar..Gözümdeki güneş gözlüğünü çıkardım, ve Hande-yani Pangıl- gözlerime dokunarak

“Gözlerin! Ama sen Korelisin! Bu gözler, Koreli göz!” dedi, hafif kırık Türkçesi ile..Diğer arkadaşı Gül-yani Çuarim- ise kocaman bir “EVET!” ile ona katıldı ve gülmeye başladık. Sokak ortasında biz bir anda kaynaştık. Eve kolkola geldik. Nerden bir anda böyle bir samimiyet oluştu bilmiyorum, ama hayatımıza giren insanların bir nedenden ötürü hayatımıza girdiğine kesinlikle inanıyorum!!

Yol boyunca annemle nasıl tanıştıklarını, nerede yaşadıklarını, neden burada olduklarını sordum durdum. Bana korece bazı sorular soruyorlardı, bende çat pat korecemle doğru yanlış cevaplar veriyordum. Çok eğleniyorduk. Eve gelince bizi kardeşim karşıladı, ilk işim izlediğim tek kanallar olan KBS World ve Arirang açtım, gösterdim onlara..İnanamadılar! Çok sevindiler, garipler özlemişler memleketlerini..Kim özlemezki…Koyu bir dedikoduya başladık hemen, kore dizileri, ünlüleri ve kore magazinine dair…

Kızların hikayelerine gelince şöyle özetleyeyim:İkiside bir kaç başka koreli arkadaşı ile İzmir’de yaşıyorlarmış. Gezmeye çıkmışlar, hem de Türkçe konuşarak dillerini geliştirmek istiyorlarmış. Ancak şimdiye kadar sohbet etmek için ‘Merhaba’ dedikleri insanlar, ‘Merhaba, güle güle’ diyerek sohbeti oldukça kısa tutuyorlarmış. Taa ki Anneme kadar ^^

Hande yani esas adı Pangıl, aslında hemşirelik okuyormuş. Okuluna Türkçe’yi Türkiye’de öğrenmek için ara vermiş ve 9 aydır İzmir’de yaşıyormuş. Yakında dönecekmiş tekrar Kore’ye. Türkçesi oldukça iyiydi. Üstelik piyano çalıyormuş. O kadar enterasan ve ilginç kızlar ki!

Gül, yani Cuarim ise Müzik bölümünde okuyormuş. O daha yeni gelmiş, 1 yıl İzmir’de kalacakmış. Türkçesi Hande’ye göre daha zayıftı. Gene de genel olarak oldukça iyi konuşuyordu. Keman çalıyormuşnkendisi ve yanında da getirmiş.

O kadar tatlı ve samimiydiler ki sanki onları yıllardır tanıyordum. Çay eşliğinde bir kaç saate binlerce soru ve kahkaha sığdırdık. Bahçeden gelmiş olan domatesler, biberler, taze ekmek, zeytin-peynir ve bal-reçel eşliğinde sıcacık bir bardak çay, hepsi samimi bir sohbet ortamında bize ziyafet gibi geliyordu. Kızlar memleketlerinde balın, zeytinin ve ekmeğin ne kadar pahalı olduğundan yakınıyorlardı. Bir yandan bana sürekli bir bilgi vermeye çalışıyorlar, diğer taraftan her lokmada ne kadar güzel bunlar diyerek iştah açıcı bir şekilde yiyorlardı. Onları böyle mutlu görmek çok güzeldi. Zira bizim ailede gelenektir, “yiyeni, yemeyi seveni severiz biz, yiyin hatrım kalır, yiyin gari..” derdi rahmetli anneannem-nur içinde yatsın!

Kore’de makarna, ekmek, domates ve bazı meyveler oldukça pahalıymış. Ucuz olan şeyler ise kimbap dedikleri sushi, kimchi yani lahana turşusu, pirinç ve noddle. Bana makarnanın yaklaşık 20tl olduğundan bahsediyorlardı. Bende, makarnayı yemek isteyen kim? benim dört gözle beklediğim deli gibi kimbap ve noddle yemek! diyordum (^-^) ve gene kahkahalara boğuluyorduk.

Kızlar artık burada yemeklerin çok güzel olduğundan ve çok kilo aldıklarından dert yakınıyorlardı. Ama görseniz bizde onlar için hala zafiyet geçiriyor bunlar derler! Ancak onlar, Kore’ye dönünce şişman oldukları için dışlanacaklarını söylüyorlardı. O zaman ben, ben obez mi oluyordum??? Nayııırr!! ve gene kahkahalar…

Ne sohbetimizin, ne çayın bitmesini ne de zamanın geçmesini istiyorduk. Ancak bir yere gitmeleri gerekiyordu. Hemen gitmeden karşılıklı telefon numaraları, e-postalar ve tüm iletişim bilgilerini aldık. Artık bundan sonra kesinlikle görüşmeliydik! Şimdiden plan bile yaptık, yeni rotamız Efesti!! Efesi görmeden nasıl gidebilirler ki??

Bunun dışında yaklaşan haftasonunda arkadaşımın kına gecesine götürmeye söz verdim onları. Eğer bir aksilik olmazsa, birlikte karşılıklı göbek atacağız inşallah ^^ Oynamayı çok seviyorlamış. Üstelik bildiğin türk usulü böyle el şıklatarak, göbek atarak ^^ Vay be! Türkler aslında ne çok sevilirmiş, hiç haberimiz yok! Zaten biz sevilmeyecek insanlar mıyız? Smile

İşte böyle maceralı bir gün geçirdim. Kore manyaklığım sadece beni değil, çevremi ailemi de sarmış. Ben kendi kendime uğraşıyorum derken, meğersem ailemde benim için seferber olmuş bu manyaklığıma çare bulmak için ^^ Annem artık sokakta Koreli aradığına göre, siz düşünün benim halimi (^^)

Bir dakka, yazıma muhteşem insan olan annemin bu kızlarla nasıl tanıştığını anlatmandan bitiremeyeceğim! Kendisi arkadaşlarıyla buluşmak için giderken, sevgi yolundan geçerken..annemin ağzıyla anlatıyorum:

“Sağ tarafta bir penyeci vardı, kapatmış ona bakıyordum. Bir anda ‘Merhaba!’ dedi birileri, baktım gözleri minik minik, çekik. Alla alla dedim, acaba bunlar Kazakistan veya diğer Türki Cumhuriyetlerden mi? Hani okumaya geliyorlar ya, sordum hemen nerelisiniz kızlar siz? “Kore”, Kore?! Ayy bir dakka, benim kızım var, sizinle görüşsün, Kore’ye gidecek, bir dakka tanışın..Ne yapıyorsunuz burada?? ‘Türkçe öğrenmek istiyoruz’..dur hemen arıyorum…”

“Alo, canım bak burada kimler var…Koreli kızlar, sende Kore’ye yani Güney Kore’ye gidiyordun dimi?..”

Annecim, sen gerçekten çok başkasın! Herkesin annesi çok özeldir, ancak benim annem sadece bana özel değil, bunu biliyorum! Sen gerçekten de çok özelsin, ve dilerim birlikte nice güzel anılar paylaşırız. Dilerim bir gün birlikte gideriz Kore’ye, evet Güney Kore’ye!