Posts mit dem Label Kore werden angezeigt. Alle Posts anzeigen
Posts mit dem Label Kore werden angezeigt. Alle Posts anzeigen

09.12.2011

Kültür İstasyonu Seul 284

SDC11675 

Seul’de hep gitmek istediğim bir konser vardı. Özellikle "indie band” olarak nitelendirdikleri yerel grupların yaptığı müziği çok dinlemek istiyordum. Bugün bu isteğime kavuştum. Üstelik en güzel yerde; Kültür İstansyonu Seul 284’de!

 

 

Tren yolculuklarını ve istasyonları hep sevmişimdir, ama bir istasyon kültürle birleşince ona sadece aşık oluyorsunuz! Evet, Seul’de aşık olduğum bir yer Kültür İstasyonu Seul 284! Seul’de tüm durakların bir numarası var, ve bu durağın ise 284. Seul’ün en eski tren istasyonu ve şimdilerde kültür severler için yeni bir durak olmuş. Burada resim sergilerinden, derslere, seminerlere ve konserlere her türlü kültür faaliyetleri gerçekleşmekte ve ücretler oldukça makul. Bugün arkadaşım Lidia ile gittik oraya. İzlemek istedeğim indie band konserine^^ ve iyi ki gitmişiz, o kadar eğlenceliydi ki..Daha salı günü buradaydım, “Art in&with Public” isimli bir semineri dinlemeye gelmiştim. Bugün aynı yerde konseri dinlemeye gittik. Biletleri yarım saat öncesinden orada aldık, ve girmeden elimizin üstüne birer damga vuruldu “countdown”.

SDC11683

Konseri dinlemek için kapıdan içeri giriyorsunuz ve o eski istasyon atmosferi karşılıyor sizi..Camdan dışarı baktığınızda canlı parlak ışıklarla ve insanlarla dolu Seul’ü görürken içeride kendinizi 100yıl öncesindeki tren istasyonunda hissediyorsunuz. Bana izlemiş olduğum “Genç Adolf Hitler” isimli filmdeki bir sahneyi hatırlattı. Duvarların boyası dökülmüş, tavanda havalandırma boruları geçiyor ve hepsi kaplanmış, pencere kenarlarındaki tuğlalar belirgin ve görünüyor. Aynen böyle bir yerde, izlediğim filmde bir resim sergisi yapılıyordu. Bir anda kendimi filmin içinde SDC11616sandım, sanki ben artık Seul’de değil Berlin’deydim ve yıl 1920ler. Çok ilginç bir his, böyle ortamları seviyorum.

 

SDC11645

 

Konserde birkaç farklı grup yeraldı. İlk başta bir bayan söyledi. Oldukça güzeldi şarkıları, içeride onun korece söylediği şarkıları dinlerken zaman durdu sandım. Sadece orada duruyorduk, dışarıda havanın karardığını görüyorduk, insanları ve koşuşturmaları, içeride ise o nostalji, sanki yıllar dokunmuyordu bize…birkaç saat ara verdim hayatın koşuşturmasına ve sadece müziğin tadını çıkardım yeni tanıştım arkadaşım Lidia ile..SDC11698

 

 

 

Konser bittikten sonra bu güzel günü neyle taçlandırsak diye düşündük, ve yemek yemeye “Stay with Kumpir”  gittik. Hondae’de bulunan “Stay with Kumpir”, iki gezgin korelilin İstanbul gezisinden yanında getirdikleri “kumpir tarifi” sonucu açılmış. Tatlar korelilere uygun olarak değiştirilmiş ancak genede güzel ve çok lezzetli! Hondae, Seul’ün en bilindik yerlerinden biri, özellikle cafeleri ve indie band müzikleri ile meşhur. Burada bulunan Hongik Üniversitesi Sanat bölümü çevreyi daha da güzelleştirmiş. Sokakta sürekli tarz ve şık genç korelileri, ki ağırlıklı olarak öğrenciler ve yabancıları görüyorsunuz. Gözünüz gönlünüz açılıyor da diyebiliriz ^^..Seul’e gelirseniz buraya uğramadan gitmeyin! He bir de uğramışken kumpir yemeden dönmeyin :)

SDC11684

 

Lidia tavuklu kumpir tercih ederken bende karidesli kumpir yedim ^^ oldukça lezzetliydi , tavsiye ederim :)

“Stay with Kumpir-Kumpir’le kalın” hoşçakalın ^^

Hondae’den Sevgiler

30.11.2011

Yeni odamda türk kahvesi&Nanny McPhee

“Evim evim güzel evim” yerini “Odam odam güzel odam” a bıraktı. Ee ne de olsa minyonlar diyarı Asya’nın ruhu Seul’den yazıyorum size.

Daha önceki yazımda odama yerleşme maceramdan bahsetmiştim. Birkaç gün oldu yerleşeli, dün yaptığım detaylı bir temizlik sonucu odam odaya benzedi^^. Ufak dokunuşlar nasılda değiştiriyor ortamı. Minik bir lavanta kokusu, renkli bir yastık ve örtü, işte oda daha rahat bir hal alıyor. Henüz kursum başlamadı ancak hiç boş vaktim olmuyor. Kültür müzesindeki gönüllü işim üç günümü alıyor, diğer iki günde ise meetuplara* gidiyorum, arkadaşla görüştüm derken bir bakmışım hafta bitmiş başa dönmüşüz^^. Zaman ne çabuk ilerliyor, yoksa bana mı öyle geliyor…

Yoğun program sonunda bugün boş vakit buldum ve ayaklarımı uzattım, yazı yazmanın kocaman fincanda tadını özlediğim türk kahvesini içmenin ve en çok sevdiğim filmlerden biri olan Nanny McPhee izlemenin tadını çıkarıyorum^^ Nanny McPhee benim için bir klasik! Colin Firth ise her zamanki gibi muhteşem ve yakışıklı. Bu filmi kaç defa izledim bilmiyorum, ancak gene de her seferinde sonu beni şaşırtıyor ve büyülüyor…Daha önce çok sevdiğim Berlin’de “Amelie” beni karşılamıştı, burada çok kalmak istediğim Seul’de ise “Nanny McPhee”. Dilerim son sahnesindeki gibi güzel bir kar yağışı ile selamlar beni Seul yeni yılda ^^. Zira kendimi bir masalda gibi hissetmeye başladım bile…

SDC11431

 

 

Peki Seul’de türk kahvesini nasıl buldum? Şansılıyım, çünkü EXPO’da fazla olan ve hiç açılmamış kocaman türk kahvesi kutularından iki tane verdiler^^ Peki cezvem bile yokken nasıl pişirdim? İşte annem saolsun :), fincanda pişirebilirsin dedi^^..Bende öyle yaptım.Tabiki! kahvenin tadı cezvede pişince kendi fincanında içilince oluyor, ancak böylede bir ayrı güzel be!^^ Kahve olsunda :)

Herkese keyifli bir çarşamba günü diliyorum. Burada saat akşam vakitlerini gösterirken dünyanın diğer tarafı henüz gündüz vakitlerinde..Ben günümü çok sevdiğim “Pasta” dizisini izleyerek tamamlamayı düşünüyorum^^..En güzel yanı ise diziyi Seul’de odamda televizyondan izlemek…^^

Hoşçakalın (^-^)

23.11.2011

Nerelere gideyim

SDC11347 

Bir süredir Seul’de kalma maceralarımdan bahsediyordum. Burada kalmak için ya iş bulacaktım ya da okul, ve ben sonunda okulda karar kıldım ve bir Korece dil kursuna başvurdum. Şimdi ikinci büyük adımı atmam gerekiyordu, kalcak yer! Bugün “Seul’de nerelerde yaşanır?” konusuna değinip nerede yaşayabileceğim sorusuna cevap bulmaya çalışacağım…

 

 

 

Seul, yaklaşık 10 milyon nüfusa sahip bir başkent. Oldukça kalabalık, kirli ve yoğun bir şehir. Buna rağmen diğer büyükşehirler gibi pek çok albenisi var. Ben bu şehirde kalıp, Korece öğrenmeye karar verdim, yaklaşık 3 hafta önce. Çok ani kararlar veren birisi olduğum söylenemez, ancak bu sefer durum başka. Okul ve vize ile alakalı sorunları kısmen çözdükten sonra, şimdi kendime kalacak bir yer bulmam gerekiyor. Birkaç haftadır bunun için sağa sola haber veriyor bakınıyordum. Dün gelen bir mesajla “arkadaşım ev arkadaşı arıyor ara ve konuş”, bugün o arkadaşla buluşmaya kadar gitti. Buluştuğum arkadaş koreli ve ingilizcesi hiç yok. Bu durumda bendeki Korece cevheri ortaya çıktı^^ Kendisine kısaca Mine diyeceğim. Mine ile görüşünce anladık ki oda arkadaşına ihtiyacı yokmuş??!!! Ancak saolsun Mine bana oda bulma konusunda yardımcı olacağını söyledi, ve koyulduk yola..

İlk baktığımız tek odaların bulunduğu apartmanlardan birindeydi. Burada bu tip tek odalarda kalmak oldukça yaygın. Apartman tek odalardan oluşuyor, tek odanın içinde bir yatak, masa, dolap ki ufacık bulunuyor. Bir de tuvalet ve lavaboya bağlanmış duş. Mutfak ise ortaklaşa kullanılıyor, çamaşırhaneyi bilemiyorum :))..Burada kalmak için aylık herşey dahil (elektrik,internet,ısınma) 450,000 Kore Wonu yani yaklaşık 440dolar!
Bunun dışında çok daha ucuz görülen, hostelimsi bu gibi odaların çok daha da ufağı mevcut. Mesela avuç baya avuç kadar oda, penceresi yok ve ortak banyo-tuvalet ve mutfak. Burada kalmak ise herşey dahil aylık 240,000 Kore Wonu yani 230dolar. Ancak güvenliği konusunda biraz şüphelerim var :D. Aslında oldukça güvenilir denebilir, gene de şahsen pek beğenmedim. Tabi bütçene göre kardeşim diyorsan, bu tip bir yerde kalma olasılığım yüksek^^

Böyle ufacık odalar, bazısına oda denmez! bizde böyle yerlerde kalmak mümkün diil, yok zaten öyle yerler..Ayrıca bir evde kalıp odaları paylaşanlar var, böyle bir yerde Mine kalıyor ve onun bir arkadaşı var. Bir süreliğine Çin’e gidecek ve bu sürede ben belki onun odasında kalacağım, en azından normal bir ev, ve daha geniş bildiğimiz bir oda..Ücret ise her şey dahil 250,000 Kore Wonu yani 240dolar, oldukça uygun..
Peki okul yurduna noldu diyeceksiniz.O da duruyor ancak yurt pahalı aslında.Fazla kaldığım gün için 14,000 Kore Wonu ve üstelik 2 kişi birlikte bir odada kalacağız. Paylaşmak sorun diil elbette ancak tek kalmak daha rahat..bakalım..

Şu anda kaldığım koreli teyzemden bu haftasonu çıkmam lazım, evin oğlu gelecek Alamanya'dan diil İnchon'dan 1 saat mesafede :D ama genede çıkmam lazım, yeteri kadar kaldım hehehehe..Şimdilik başka bir arkadaşın evinde konaklamaya çalışacağım, bilemiyorum gün gösterecek^^..Her günüm bir başka heyecanla dolu ^^..Bugün oldukça yorucuydu ve soğuk, şimdi biraz dinleneceğim, yarın daha yorucu olacak.

Kış gününü burada oldukça iyi hissediyorum...Kendi odam olursa belki çok daha güzel olacak..Bugün bir çok yer gördüm sayılır, ve burada insanlar ne koşullarda yaşıyor çok ilginç..çok başka bir dünya burası gerçekten!

Bakalım ben nerelere gideceğim…çook yakında…

Seul sokaklarında bir balık SuchiN

22.11.2011

Koreli kocaman bir ailem var

Yazılarımda ara ara koreli çok yakın bir arkadaşımdan ve koreli ailemden bahsediyordum. Bugün nasıl kocaman koreli bir ailem olduğundan bahsedeceğim^^. Koreli arkadaşımın türkçe adı yasemin, onunla 2008 yılında Berlin’de bir seminerde tanıştık. Kendisi benim Türk olduğumu öğrenince yanıma geldi ve Türkiye’yi ve Türkleri çok sevdiğinden bahsetti. Böylece bir anda tanıştık ve kaynaştık. O gün birlikte Berlin’i gezdik, tüm sokaklarını tek tek Checkpoint Charlie’de kahve içtik birlikte, sonrasında resim çekildik hemen oradaki Berlin bayrağının süslediği duvardaki mini cooper’da, sonrasında uzun ve güzel bir yürüyüş Berlin duvarı boyunca…Sonra tekrar görüşmek üzere diye ayrıldık. Kısaydı ama pek çok anı sığdırdık bir güne, ertesi günde görüşecektik ancak olmadı. Bir gün bir yerde mutlaka görüşeceğiz dedik ve öylece vedalaştık mesajla…

O günden sonra kopmadık bir şekilde iletişimdeydik, uzun süre haber alamasak da biliyorduk neler yaptığımızı. Bir gün bana Danimarka’ya gideceğini oradan iş teklifini aldığını söyledi. Bunun üzerine bir umut doğdu, tekrar görüşebiliriz, Danimarka çok yakın! Tam üç yıl sonra Danimarka’da görüştük, bu yaz gittim yanına^^ Berlin’deydim gene bu yaz, Yasemin’i hatırladım, bu sefer geleceğim seni ziyarete dedim, ve ayarladık sonunda bir haftasonu gittim onu ziyarete Kopenhagen’e…Bambaşka bir heyecan vardı bu sefer onun yanına giderken, çünkü ona ekim ayında Gyeongju yani Güney Kore’de olacağımdan bahsetmiştim. Birlikte planlar yapıyorduk, ve Kopenhagen sokaklarında gezerken batmayan güneş bize eşlik ediyordu. İkimizde Kopenhagen’deydik ama ruhumuz Seul’de geziyordu, kulağımızda korece şarkılar, birlikte korece konuşuyorduk, daha doğrusu bana öğretiyordu^^

Bir sabah aklıma geldi, gene Kore’den bahsediyorduk. Yasemin senin ailen nerede dedim. Hangi şehir? Demez mi bana Gyeongju’ya yarım saat mesafede! O zaman annenleri görmeliyim dedim! İşte böyle başladı daha Kore’ye gitmeden bir aile sahibi olmam. Gyeongju’da fuardayken bir yandan Yasemin’in annesiyle görüşüyordum. İlk telefonda kendisine direk “omma” dedim. Kore’de bizim gibi teyze, anne,abla,amca, baba, abi gibi hitap edebiliyorsunuz samimi olmak istediklerinizle, onlarda bunu daha hoş karşılıyorlar. Böylece artık bir koreli annem ve ailem olmuştu. Gyeongju Exposu bittikten sonra beni almaya geldi koreli ailem ve birlikte Pohang’a gittik. Ben bir ailem oldu derken bir baktım, bizim usül bütün sülaleyi tanımışım ^^ Teyzeler, amcalar hepsiyle tanıştım…Gel zaman git zaman, vakit geldi çattı ve Seul’e düştü yolum..Seul’de kalacak yer bakarken demez mi koreli annem orada da teyzen var onda kalabilirsin^^..İşte dedim, büyük bir ailenin olması böyle güzel, hep bir kucak açan oluyor^^..İşte şimdi koreli teyzemin evindeyim, kendisi o kadar tatlı ki..Yarı Korece yarı İngilizce anlaşıp gidiyoruz. Buradaki maceralarımı anlatmaya kalksam bitmez, bir başka yazımda yer vereceğim koreli teyzeme^^

Kısacası, Korelilerde de aile bağları çok önemli. Onlarda kocaman büyük bir aile ve arkadaşının arkadaşı geldiyse tüm sülaleye tek tek dıdısından dıdısına anlatılıyor herşey ve tanıştırılıyorsunuz. Ayrıca bir yere mi gideceksiniz orada bir akraba varsa hemen iletişime geçiliyor ve mutlaka birşeye ihtiyacın olursa o kişilere ulaşman isteniyor. Koreliler için kapılarını kolay kolay herkese açmaz diyorlar, ben başka gördüm burada…Şimdiye kadar gittiğim her kapı ardına kadar açıldı, hatta başka kapıları bile açtı..Benimkisi belki bir tevafuk ya da şans bazılarına göre..Ancak şunu anladım ki, hayatımıza giren insanlar ne zamansız ne de nedensiz yere girmiyor hayatımıza, her şeyin bir açıklaması var ancak çok sonra anlayabiliyoruz, anlaryabilirsek…

Herkesin hayatına güzel insaların güzel nedenlerle girmesini dilerim…

Koreli aileme buradan çok teşekkür etmek istiyorum bir kez daha, sizi çok seviyorum^^

14.11.2011

Kalbimin sesini dinledim…

SDC10944 cenem dostum, seni, Emel teyzemi ve arkadaş grubumuzu o kadar özledim ki! Ne güzel yazmışsın, yazında okuyunca demek o kadar olmuş, ne kadar çok olmuş buraya geleli diye düşündüm..ben oysaki dün gelmiş gibiyim. Bilinmezlik getirdi beni buraya, ne kadar güzel söylemişsin, kalbimi dinledim bu sefer, zira beynimi dinleseydim burası çekilcek çile değil^^..her şeye rağmen mutluyum, tek hüznüm ailemden ve sizden uzak olmak...dilerim sen de kalbini dinliyorsundur,kalp insanı pek yanıltmıyor...eğer gerçekten sadece onu dinlerseniz…

Hayatta bazen bazı anlar vardır, başkaları ne derse desin mantığınız bile bambaşka birşey diyorsa bile kalbiniz aynı şeyde ısrar eder. İşte bu anları yaşıyorum. Çevrem, ailem ve mantığım uzun zamandır bana “Dünyanın öbür ucuna mı gideceksin? Ee hadi gittin, orada mı yaşayacaksın? Ne işin var orada? Neden orası?”, diyor. Ben ise ısrarla kalbimle cevap veriyorum, “Evet, ısrarla kalmak istiyorum bu uçta. Neden burası olmasın? Canım burada olmak, yaşamak istiyor”, diyorum. Kalbimden içimden geliyor bu cevaplar. Zira mantıkla verilebilecek cevaplarım yok, çünkü mantığın durduğu yerdeyim. Şu an kendimi Seul’de sanmama rağmen aslında Anyang’dayım, koreli arkadaşımın teyzesinin evinde. Neden kendimi hala Seul’de sanıyorum, çünkü burası Seul’e çok yakın ve Metro 1. Hat (mavi hat) ile rahatlıkla gelebiliyorsunuz. Aslında Tuzla’da oturup İstanbulluyum ya da Torbalı’da oturup İzmirliyim demek gibi birşey..Bu ülkede yer kısıtı nedeniyle pek çok yerleşim yeri dibdibe böylece başka bir şehirde miyim yoksa hala aynı yerdemi bilemiyorsunuz. Ancak Seul merkeze trenle 40dk ulaşabildiğim için hala Seul’deyim ^^

Şimdi Seul’den yazıyorum bu yazıyı…Cenem dostumun yazısında da bahsettiği gibi, buraya gelirken bir kaç tanıdık ve arkadaşlarımın arkadaşları dışında pek birşeyim yoktu. Şimdi elimde ne var diye sorarsanız, gene pek birşey yok derim. Sadece cevaplanmamış milyonlarca soru ve sabrımı sınayan bir sürü sınav. Bunlardan şikayet ediyor muyum, bazen kendime soruyorum, neden yapıyorsun bunu kendine diye, o zamanlar kendimi kendime şikayet ediyorum, ancak sonra kendime geliyorum..Bunu mantığım istemedi, kalbim istedi o zaman şikayet etmenin anlamı yok, başa gelen çekilir^^..Mantığınızla kararlar aldığınızda fiziksel olarak çok acı çekmeyebilirsiniz. Bundan kastım, herşeyi mantığınızla ayarladığınız için maddi olarak ne para sıkıntınız olur belki, ne iş kaygınız ne de okul. Hepsi zaten mantıklı bir şekilde ayarlanmıştır. Ancak kalp sıkıntısına garanti yoktur, her mantıklı iş kalbe iyi gelir mi bilemiyorum. Fakat şunu yanıtlayabilirim, kalben verdiğiniz mantıksız kararlar sonucu fiziksel, maddi bir acı içinde olabilirsiniz ancak ruhen huzurlu ve mutlu oluyorsunuz. Kendi durumumu böylece özetleyebilirim. Burada hava günden güne soğuyor, oldukça mantıksız ve ani verilmiş bir karar-pek çoğuna göre- sonucu kış yaklaşırken elimde bir iki tshirt ve yazlık kıyafetlerle kaldım. Param sınırlı bir süre içindi, tabiki elini ayağını çeker oldu. Bunlar yetmezmiş gibi bütçe hazırlamadan, ben Korece öğrenmek istiyorum diye tutturdum, Seul kazan ben kepçe tüm üniversiteleri ve kurslarını gezdim sonunda bir tane buldum. Üniversitenin adı Hanguk Yabancı Bilimler/Diller Üniversitesi. Başvurumu yaptım, ancak şimdi okumak için gerekli olan vize işlemleriyle uğraşıyorum. Almanca ve İngilizce biliyorum, Avrupa Birliği üzerine uzmanlaştım ve Seul’de Korece öğrenmek için uğraşıyorum. Ne kadar çok ortak noktası var değil mi? Mantıklı düşünen herkes bana neden Kore? Neden Avrupa değil diyor. Bende neden Kore ve Korece olmasın? diyorum. İşte tamamen kalbimi dinliyorum ve yapmak istediğimi yapıyorum…

Düşündüm de, ne kadar şanslıyım istediğimi yapma lüksüm var^^..Bu konuda sonsuz destek olan bir ailem var, ve cenem dostum ve bir sürü arkadaşım..Kolay değil elbette, çok zengin ve şımarık yetişmedim. Bu yazımı okuyunca, o kadar para bizde olsa bizde gideriz diyebilir, ben öyle derdim :)..Gerçekten de öyle değil, sadece Allah yardım ediyor, bir şeyi gerçekten isteyince. Ailem bana destek olurken “hadi evladım istediğini yap biz sana sonsuz desteğiz”, tabiki demedi! Daha çok şu cümleleri duydum, “Dünyanın bir ucunda ne işin var, şimdiye kadar her şeye göz yumduk bir de bu mu çıktı. Kaç yaşına geldin, bir düzen oturmadı. Şimdi bari oturt, hala geziyorsun………???!!!….” Daha hayal edebileceğiniz pek çok nasihat-azar-yıldırma cümleleri ^^. Ancak siz dik durur ve gerçekten ne yapmak istediğinizi söylerseniz, aileniz de sizi anlıyor. Benim ailem beni anladı ve ellerinden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyor. Ben de bu sırada yan gelip yatmıyorum tabiki :), hala bir iş arıyorum ve vize işlemlerini çözmek için uğraşıyorum. Henüz bir çok şey havada, oturmuş değil. Süpriz yumurtalarla yaşıyorum, ya da numaralı yıllık takvim mi desem? Her gün o günün tarihini açınca bir süpriz çıkıyor ardından..Bazen çok mutlu bazen çok üzücü bazen boş bazen umut verici, hepsi ayrı ayrı..Başta mutlu bir gelişme olunca umutlanıyor, sonra üzücü bir gelişme olunca üzülüyordum..Canımın sıkkın olduğu bir gün en çok sevdiğim yere buradaki çok büyük bir kitabevine Kyobo’ya gittim. Orada rafları gezerken Buddha’nın Öğretileri isimli bir kitap ilişti gözüme, aldım olduğum yere oturdum ve önüme gelen ilk sayfayı açtım. İşte böyle çıktı karşıma sözler:

“They who imagine truth in untruth, and see untruth in truth, never arrive at truth, but follow vain desires.

They  who know truth in truth, and untruth in untruth, arrive at truth, and follow true desires.”

Yanlışta doğruyu hayal edenler ve doğruda yanlışı görenler, doğruya asla ulaşamazlar, ancak beyhude arzuların peşinden giderler.

Doğruda doğruyu bilenler ve yanlışta yanlışı, doğruya ulaşırlar ve doğru arzuların peşinden giderler.”

Emel teyzem, çok sevdiğim birisi, kendi büyükannem, arkadaşım gibi. O kadar değerli bir insan ki, onu ve öğütlerini çok dinledim mis kokulu demli çayını içerken ve lezzetli keklerini yerken. Bu nedenle onun sözlerini hep dikkate almaya çalışmışımdır. Çok bilgili ve görgülü bir İstanbul Hanımefendisi kendisi^^ Cenem dostum ise bence oldukça benziyor Emel teyzeme ^^…Bu nedenle sordum cenem dostuma, Emel teyzem ne diyor diye, ve şimdi onun verdiği cevap üzerine kalbimi dinlemeye çalışıyorum…

Dilerim herkes kalbini dinler ve dediklerini duyar, kendinde o sözleri gerçekleştirmek için cesaret bulur. Ben bunu yaptım diyemem, ancak başladım ve yapmaya çalışıyorum..Herkesin yolu açık olsun, gönlüne göre…

Seul’den Sevgiler

SuchiN ^^

Not: Han Nehri kenarında Yeoido diye ufak bir adacık var, resimi orada çektim. Elimde buraya gelmeden önce sevdiğim bir arkadaşımın Berlin’de bana hediye ettiği ve Kore hep boynunda olsun dediği şanslı filim, İzmir’den aldığım hindistan cevizinden yapılma hayat ağacı yüzüğüm ve güzel yerlere götürmesi ve muradıma ermem için giydiğim yeşil ayakkabılarım, İstanbul’dan canım kardeşimin getirdiği mavi taşım ve Bulguksa Tapınağından aldığım Kadınları temsil eden Kule..Bir de bol bol umut ve sabır, elimde bunlarla geldim Seul’e…^^

13.11.2011

Kore İnsanı; Hanguk Saram ya da diğer bilindik bir adı Kimçi Saram

image

Hanguk saram, olarak tanımlıyor insanlar kendimi burada..Birisi nasıl bir insansın diye sorarsa, çok iyi bir insanım yerine Türk insanıyım diye cevap veriyoruz; Toki Saram imnida^^ Şimdi bu Hanguk Saramlara yakından bir değinelim, baştan yanlış anlaşılmaları engellemek için şunu belirteyim; bu yazı benim gözümdeki ve gözlemimdeki Hanguk Saram…

Bu yazıyı Seul’den yazıyorum, Kore’ye geleli yaklaşık 6 hafta oldu. Aslında 2 gün sonra geri dönüyordum ki planlarımda değişiklikler oldu ve bir süre daha buradan yazacağım size. Burada kalma maceramı bir ara etraflıca yazacağım, merak edenler için ^^.. Şimdi gelelim Hanguk saram ya da Kimçi* Saram’ın fayda ve zararlarına ^^..Kore’ye daha inmeden Atatürk havaalanında başladı ilk gözlemlerim. Birçok arkadaşım farklı kültürlerden ve ülkeden, Koreli bir arkadaşım da var çok eski ve çok sevdiğim, ancak bu sefer bir başka gözle baktım Korelilere. Atatürk havaalanında uçağa binmeden daha gözlemledim, oldukça meraklı, yerinde duramayan ve gürültücü olduklarını. Biz Türklerde çok sakin insanlar sayılmayız hani :) Buraya gelmeden önce de bir kaç şey duymuştum Kore insanına dair; mesela,  çok yardımsever olduklarını, sıcak ancak çok çekingen olduklarını ve kimçi için her şeyi yapabileceklerini ^^…Bir de buraya geldim, burada gördüm daha neler varmış neler…

Aslında insanlar hakkında başkalarından duyduğumuz bilgileri o kişiler hakkında ön bilgi yerine önyargı edinmemizden dolayı mümkün olduğunca kendi gözlemlerimle o insanları tanımaya çalışıyorum. Eee biz de insanız ama, illaki bir önyargıyla gidiliyor ^^..Buraya gelirken aklımda pek önyargı yoktu, aslında buradayken de önyargı oluşmadı sadece çileden çıktığım durumlar oluyor, o kadar ^^. Mesela, metroya binince kapıda öylece durmaları ve ilerlememeleri, ayrıca sürekli aceleleri olduğu için sürekli size sağlı sollu çarpmaları ancak özür dilemeyi bırakın bir dönüp bile bakmamaları gibi gibi..Hoş bu metroya binipde ilerlememe sadece bu ülkeye has değil, Atina’da da aynı durumu bizzat yaşadım, kendi ülkemde de olmuyor değil. İnsana çarpıp da özür dilememe durumu ancak burada oldukça abartılı. Bunun nedeni ise şuymuş, herkes sürekli meşgul ve bir yere yetişmek zorunda olduğu için çarptığı kişinin ağzı burnu dağılmadığı ve gözü çıkmadığı sürece dönüp bakmaya veya özür dilemeye gerek yokmuş. Bu kabalık olarak değil, aksine zamanım yok gidip bir kaç milyon won daha kazanmalıyım beni oyalama anlamına geliyormuş..Yani siz siz olun burada kimse tarafından çarpılmayın, bir de suçlu duruma düşersiniz mazallah^^

Bana şimdi bir de Hanguk Saramı tanımla diye sorsalar, ne derim acaba?? Kadınları için hayati önem taşıyan üç unsur: saçları, suratları ve kiloları!

image

iyi de bu unsurlar tüm dünyadaki kadınlar için geçerli ve önemli diyeceksiniz, o zaman ben de size buradakilerin hayal edemeyeceğiniz kadar abartılı olduğunu söyleyeceğim ^^

1.Koreliler genel olarak günde ortalama 3defa duş alıyorlar, saç kaç defa yıkanıyor bilemiyorum artık..Bu kadar sık duş almalarının zararlı bir etkisi ise bizim gibi deodorant kullanan kişilere. Bu ülkenin güneyinden kuzeyine girmediğim dükkanı kalmadı ve bir deo bulmak için göbeğim çatladı! Saolsun burada tanıştığım bir Türk arkadaşım ve eşiyle buluştuğumuz gün bana en güzel hediyeyi verdiler, bir deo, tekrar çok teşekkür ediyorum, hayat kurtardılar :) Fiyatından hiç bahsetmiyorum, ufacık bir deo için ortalama 7-8 dolar gözden çıkarın! Bu ülkede deo ve parfümler kullanılmıyor. Böyle bir ihtiyaçları yokmuş, Koreli arkadaşıma neden deo ve parfüm kullandığımı anlatamadım, insanın kendi kokusu varmış ne gerek varmış ki parfüme? İyi de bu kadar abartıyla yaşayan bu ülkenin insanları bir tek koku da mı doğal? Bizi de düşünün canım ^^

2. Makyaj ve bakım ürünleri konusunda bu ülkeden daha iyisini görmedim. Biz de Paris falan derler ama yok, yok kardeşim burada aşmışlar. Erkekler dahil BBcream dedikleri fondatön kullanıyor, ama o fondatönü göremiyorsunuz. O kadar çok geliştirmişler ki neredeyse doğal bir izlenim veriyor. Bu ülkede makyaj yaparak ne kadar daha doğal görünebilirsiniz bu mümkün! O renkler, o cilt ürünleri, o çeşitler insanın başını döndürüyor ve bazen korkutuyor. Güzelleşmek için her şey mübah burda, üstelik ucuz, pek çok ülkeye göre ^^

3. Kilo konusunda takıklar! Kim değil ki?? Kadınlar ve kiloları, lütfen bize dokunmayın. Burada insanlar genelde çok ufak tefekler, birçok kıyafete sığamıyorum bu nedenle :S..Ona rağmen hala bir zayıflama çabası içindeler. Kardeşim ne uğraşıyorsun, iskeletorla mı yarışıyorsun? Zaten minnacık hala kiloluyum diyip insanın moralini bozuyorlar :D..Kilo konusunda sadece kadınları takık değil, erkeklerde baya takık. Bu kilo konusu aslında oldukça hassas diyebilirim, öyleki bunu işe alımlarda ayrımcılığa kadar götürüyorlar. Neymiş efendim büyük şirketler zayıf çalışan istermiş, çünkü kilolu elemanların hasta olma riski yüksekmiş ve sağlıklarına dikkat etmezlermiş..İyi de büyük firmalar zaten insanı hasta oluncaya kadar çalıştırmıyor ki? Daha saçın ağarmadan atar oldular işten, bırak da birkaç kg ile azıcık para kazanayım, dimi ama? ^^

Siz de dikkat edi, temiz olun, bakımlı olun ve sağlıklı ama abartmayın, şahsen ben hayatımı zindan etmek istemem..Sağlıcakla kalın…

Seul’de bir Toki Saram

*lahanadan yapılan bol sarımsağın ve kırmızı acı biberin kullanıldığı turşu, oldukça lezzetli^^

01.11.2011

Kültürlü ve Çalışkanların Şehri

SDC10651

Bugünkü planım ilk önce Seul’deki Türk Kültür Merkezini ziyaret etmek ve onun bulunduğu bölgedeki büyük kitapçıları gezmekti. Çok kültürlü bir gün planladım kendime. Öğleye doğru çıktım evden koyuldum yola. Türk Kültür Merkezinin adı İstanbul Kültür Merkezi, ve Yeoksam’da bulunuyor. Yeoksam istasyonu oturduğum yerdeki yeşil hat üzerinde, bu yüzden sürekli inip binmek zorunda kalmadım. Direk gittim Yeoksam’a, sonra Gangnam istasyonu yönündeki çıkıştan çıktım ve araştırmalarıma göre biraz yürüdükten sonra Kültür Merkezi biraz ileride karşıma çıkmalıydı.  Uzun uzun ana caddeler, sağlı sollu yüksek yüksek binalar, tam da öğle saati, tüm iş çalışanlar ya yemek için çıkmış ya da sigara molası için binaların önünde. Seul’de her yer yeşil, yani ağaçlık. Üstelik sonbahar olduğu için ağaçlar turuncu, kırmızı, yeşil ve sarı renkli yanyana sıralanmış. Yüksek binların ve hızlı hızlı yürüyen insanların oluşturduğu hırs ve rekabet atmosferini bir tek bu renkler yumşatıyor. Çevredekilere bakıyorum. Bir sürü Koreli erkek, malum iş dünyası burası. Koreli erkekler; Koreli kadınlar için bile yakışıklı olarak sayılmıyorken, ancak bugün ya takım elbiselerin etkisi ya da yüksek binaların, henüz bilemiyorum bir sürü oldukça hoş Koreli işadamı gördüm. Hava güneşli, gökyüzü açık ağaçlar farklı renklerde, muhteşem bir sonbahar havası var. Benim gözümde güneş gözlüklerim, üzerimde trenchkotum, saksmavisi ve gri kombinasyonunda süzülüyorum Gangnam’ın en lüks sokaklarında..Burada bana bakmalarına alıştım, yabancıysanız dik dik veya meraklı bakışlardan kaçamıyorsunuz. Güneş gözlükleri bu konuda  bu bakışları bloke etmek için avantaj ancak daha az dikkat çekmiyor. Ben bu arada tabiki böyle en çok sevdiğim mevsimde gözlerimde gözlükler kulağımda MP3 korece şarkılar süzülüyorum..Havamdan da yanıma yaklaşılmıyor, kendimi bir an bir kore dramasında başrol oyuncusu bile hissettim :), o kadar havalara girmişim. Eee, kim olsa girerdi havaya o durumda :). Sonra ben böyle yürürken, bir anda dank?!!! Noluyorr yaaw, karşıma çıkmalıydı Kültür Merkezi derken…Ama tabiki de öyle olmadı! Yürü Allah yürü, dönüyorum dönüyorum aynı yere çıkıyorum.Yaw internetten bakarken çok kolaydı noldu?? . Kocaman ve çok yüksek iş binaları beynimi döndürdü herhalde, ee sayılı yakışıklı işadamlarını unutmamalı..Bir anda nerdeyim ben dedim..Sürekli aynı sokağı bir inip bir çıkıyorum, bir yandan da gözüm adres sormak için birilerini arıyor ama kim ingilizce bilir kestiremiyorum.Sonunda alley diye bir telefon mağazası var, ona girdim ve adres sormak istiyorum dedim. Görevli bir dakka dedi, ve muhteşem ingilizce bilen birisi geldi! Nasıl mutlu oldum anlatamam :D. Koreliler çok yardımsever, gerçekten yardım isterseniz ediyorlar. Adresi sordum ve benim için gidip internetten araştırdı, haritanın çıktısını aldı. Bizim usül, ‘abla sen burdan şimdi dön, git bir 100m,sonra cami var onu geç ordan sağ yap karşına tansaş çıkcak orda bi soru ver, olur mu?’ diye bir yanıt yok, çünkü burada navigasyonsuz, akıllıtelefonsuz iş yapamıyor kimse. Bazen elektrik sistemi çökerse bunlar ne yapar diye düşünmüyor değilim. Neyse, konumuza dönelim, ben teşekkür ettim, çok mutluyum tabi elimde harita, ama ne bileyim daha sonra küfür edeceğimi..Başladım gene yürümeye, yürü Allah yürü..Bugün şansım yürümekten yana..Sonunda haritaya göre işaretli yere geldim, ee nerde?? yok!! Allah Allah, neresi burası?? Bir baktım başka bir yöne gitmişim. En iyisi aramak dedim, Kültür merkezini aradım, telefon yanlış çıkmaz mı..Haydaaa! Be kardeşim bu yer nerde?? Sonra aklıma geçenlerde tanıştığım birisi geldi, onu aradım, sordum, ve doğru bir telefon numarası aldım. Hemen aradım, bu seferde telefona Koreli bir bayan çıkmazm mı? Neyseki Türkçe biliyordu. Ama adresi sorunca, iki saat anlamak için öldüm öldüm dirildim..Adresi şöyle tarif ediyor, Yeoksam çıkış 6 no, sonra düz git KPC var ordan sol sonra sol sonra orda..Nası yani?? Tamam çıkış 6 düz git, KPC ne?? tavuk tavuk mu???hee KFC tavuk anladım..Sonra sola dön, ee sol gene mi sol kaçıncı sol?? Sağ mı?? hani soldu ? sonunda önce sola sonra yol ayrımından sağa dönmem gerektiğini çözdüm :).

…vee işte sonunda geldim Kültür Merkezine..girdim, mis gibi çayımı içtim ve bir süre kendimi evde memlekette hissettim. Gerçekte güzel bir şekilde düzenlemiş, her köşesinde Türk Kültürünü yansıtan el işleri, bilgiler ve motifler var. Sadece görüntüden ibaret değil burası, isteyen gelip Türkçe öğrenebiliyor ve ayrıca bir çok faaliyet düzenleniyor. Gerçekten çok aktif ve güzel işler yapan bir Türk Kültür Merkezi. Amaç sadece Korelilere Türk Kültürünü layıkıyla tanıtmak, bu konuda oldukça iyiler. İçeri girer girmez meraklı bakışlar, selam verdikten sonraki sözlerinize Türkçe devam etmeniz ve masanıza gelen sıcak demli bir Türk çayı, bulunmaz, burada gerçekten bulunmuyor :).

SDC10638 SDC10642 SDC10641

Kore’ye geldiğimden beri bir çok soruyla karşılaştım, ancak en çok ne sordular diye sorarsanız, şöyle diyebilirim : “Neden Kore?” Bu soru kimle karşılaştıysam sormadan geçmedi, Türk olsun Koreli olsun Avrupalı olsun Mısırlı olsun aklınıza gelebilecek her türlü milletten kimle karşılaştıysam neden Kore? diye sordu..Ben de “Neden olmasın?” dedim, ve hala öyle diyorum ^^…Neden bir nedeni olmalı ki? Gelmek istedim, burada olmak istedim ve buradayım^^..Bu ülke çok kolay ve rahat bir ülke değil, özellikle bazı kurallarınız varsa. Uyum konusunda çok sıkıntı çekebilirsiniz. Eğer Kore dramalarına kanıp gelmeye kalkıyorsanız sakın ha! Gerçekten değmez, ancak tatile gelinir :)..Ben şahsen buraya ne Kore draması ne de Kore artistleri için geldim :)..Benim başka nedenlerim vardı, hala var.

Bu ülke aslında çok güzel, ancak aynı zamanda çok hırslı ve rekabetçi bir ülke..Neden bir çok Korelinin depresif, güvensiz ve çekingen olduğunu, intihar oranlarının yüksek olduğunu buraya gelince daha iyi anladım. Bu ülkede inanılmaz bir baskı var. Hep mükemmel olma, sürekli en iyisini olma…İnsan hep yarış içindeler, bir yandan çok okuyor, diğer yandan okudukları bilgileri neden uygulamıyorlar şaşıyorum. En çok gittiğim, kokusunu sevdiğim yerlerden birisi kitapçılar ya da kütüphanelerdir. Burada ikisinden de o kadar çok var ki..Üstelik çok büyük ve genişler, sanki cennettesiniz! Hepsi tıklım tıklım insanlarla dolu, sürekli okuyan insanlar..Ne kadar çok kültürlü diyorsunuz görünce, bir de sonra davranışlarına bakınca çok farklı şeyler görüyorsunuz..Bu insanları ve gözlemlerimi ayrı bir yazımda değerlendireceğim, ancak gerçekten şunu bir daha gördüm; okumak, çalışmak çok güzel ancak her okuyan kültürlü mü çok mu çalışkan, bunun yanıtı yok…

Hoşçakalın^^

06.10.2011

Yaşlı adamın şehri Gyeong-ju

Üç büyük krallıktan biri olan Şilla devletinin başkenti, Şilla Hanedanlığının kalbi, Kraliçe Seon Duk’un hayali ;Gyeong-ju, bugün yaşlı adamın şehri ve Dünya Kültürleri EXPOsu için ev sahibi.

Bir önceki yazımda bahsetmiştim, Gyeongju’da Dünya Kültürleri EXPOsuna katılacağımı. Burada olmayı çok dilemiştim, hatta dilek listemde 9. sırada yer alıyordu. Gerçi şu an Seul’de değilim, ancak Kore’deyim^^. Bu dileği dilediğimde Kore’de olmayı çok istiyordum ve dilek listem sırayla gerçekleşti. Ne kadar ilginç değil mi? Demek ki gerçekten içten dilemişim. Burada olmak çok güzel. Gyeong-ju ya da Kyong-ju çok eski bir başkent, Şilla Hanedanlığının başkenti. Bilmeyenler için söylüyorum, Güney Kore’nin başkenti Seul. Şilla Hanedanlığında ve Kore tarihinde önemli bir yere sahip olan Kraliçe Seon Duk, General Kim Yu şin önderliğinde hayalini gerçekleştiriyor; (676’da) Goguryo ve Baekje devletlerini Şilla çatısı altında birleştiriyor ve Kyong-ju başkent oluyor. Bu nedenle bugün Gyeong-ju da pek çok tarihi yer var. Bu şehir hala eski güzelliğini korumakta ve bir çok turistin gelip gördüğü, ülke içinde sayısı fazla olmayan ama burada oldukça çok bulunan 5 yıldızlı otellere sahip küçük ve sakin bir şehir. Bir başka özelliği Gyeong-ju Dünya Kültür EXPOsuna (Gyeong-ju World Culture EXPO) ev sahipliği yapmasıdır.

Şimdi biraz bu Park ve Expo hakkında bilgi vereyim:

Gyeong-ju Dünya Kültür Expo Parkı 2008 yılında, her iki veya üç yılda bir Gyeong-ju şehrince düzenlenen 2006’daki Angkor-Gyeongju Dünya Kültür Exposunun başarısı üzerine kurulmuştur. Bu park Şilla Hanedanlığının (M.Ö. 935-57) kültürel mirasını, dünyanın dört eski medeniyetlerin tarihi kalıntılarını, dünya çapındaki masallar ve pek çok kültürel ve eğitimsel programları 3D animasyon dünyası dahil çeşitli faaliyetleri, Şilla Kültür Pavilyonunu, Dünya Sinemagraponi Galerisi, Dünya Fosil Müzesi ve Oyun-Eğlence dünyasını kapsıyor.

Expo Parkı’nın bir başka landmark ise Gyeong-ju Kulesi’dir. Gyeong-ju Kulesi 82m yüksekliğinde, ortasında 9 katlı ahşap Hwangryongsa Tapınağı’nın şeklini içermektedir. Parkı ziyaret edenler 12. Ağustos-10 Ekim 2011 arasında haftaiçi veya haftasonu kuleye yansıtılan 10 dakkikalık lazer-ışık gösterisini izleyebilirler.

Peki ben bu Park’ta ne yaptım:

SDC16849 SDC16843 SDC16853

12 Ağustostan bu yana Türkiye’den sırayla gönüllüler gidip geliyordu. Ben ise bu tayfanın en sonuncusuydum. Benimle birlikte iki kişi daha olacaktı, ancak bir değişiklik oldu ve kimse gelmedi. Expo’nun son 10 günü ve kapanış, işte ben oradaydım! Görevimiz farklı ülkelerin olduğu holde Türkiye standında Türkiye’yi tanıtmaktı. Aslında oldukça eğlenceli bir iş. Tüm gün koca Expo’nun içinde istediğiniz gösteriyi izleyebiliyor, standda durup gelenlere ülkeniz hakkında bilgi veriyorsunuz. Gerçekten burada olmaktan hiç pişman olmayacağım, buna eminim. Daha eğlenceli ve güzel bir anı olamazdı. Tabiki her şey muhteşem ve mükemmel değil. Benim de sıkıldığım zamanlar oldu. Mesela neredeyse kimse İngilizce bilmiyor, ya da bilenler benim İngilizcem kötü diye kaçıyor. Standa gelen bir çok insana pek çok şey anlatmak isteseniz de korece bilmediğiniz için sadece gülümsemek ve bir kaç bildiğiniz kelimeyi söylemekle yetiniyorsunuz. Ayrıca yemeklerde oldukça sıkıntı olabiliyor. Eğer yemek konusunda tutucuysanız ve klasik tadlar dışında yemem diyorsanız aç kaldınız. Zaten domuz yemeyenler-benim gibi- bulabilirse sebze ve deniz ürününe mahkum. Neyse ki sebze ve deniz ürünlerini çok seviyorum :). Ancak eti çok sevenlere diyorum, tercihiniz domuz değilse, uzun bir süre etten vazgeçseniz çok iyi olur :). Gördüğünüz her şeyin içine domuz koyuyorlar, kaçmak çok zor. Bunun dışında yemek pişirme usulleri ve onu sunmaları bazen insanın iştahını kapatabiliyor :). Bunlara rağmen bol bol sushi yiyebiliyorsunuz, değişik tadlar tadıp “vay, kendimi aştım” diyorsunuz. Bir zamanlar sashimi deneyebilir miyim derken, yiyecek başka bir şey bulamayınca sashimi en yakın arkadaşınız oluyor. Sushi ise çerez niyetine gidiyor artık, Zerocum bundan sonra seni sollarım ;).

SDC16669 SDC16803

Peki bu yaşlı adamın şehrinden bahsedeyim biraz, burası ufak bir yer olduğu için çok erken saatte her yer kapanıyor ve otobüsler duruyor. Bu nedenle bu şehre yaşlı adamın şehri diyorlar. Şehrin merkezi uzun bir sokaktan ibaret. Pek yapılabilecek bir şey yok. Genelde gezebileceğiniz pek çok turistik ve tarihi yerler var. Genelde şehrin çevresinde bu yerler. Oralara gidince tekrar yazacağım, merak edenler için :). Şimdilik bu kadar, yeni yazılarımı bekleyin :)

SDC17426 SDC17429

Kyongju’dan Selamlar ^^

29.09.2011

Yolculuk Uzaklara Fizan’dan öte

Tüm aranacakları sırayla dünden beri aradım. Eksik olanlar varsa da aramak istemediklerim olsa gerek. Bir niyetim olduğu için değil, sadece canım istemediği için...Atatürk Havaalanındayım, oldukça erken geldim 17:55 uçağına yetişmek için. Uzun zamandır hayal ettiğim, hep kendimi orada görüdüğüm yere şimdi gerçekten gidiyorum! Yoldayım, ve oraya gitmek için tüm hazırlıkları yaptım! Kendim hazır mıyım? Bilmiyorum????
Starbucks da oturuyorum, burasını kim ne derse desin seviyorum. Rahat hissediyor insan...Chai Tea Latte, içimi ısıtıyor, serinledi İstanbul benim ayrılmamı beklemeden. Yan masada bir kaç koreli adam oturuyor. Yabancı bir dil olmasına rağmen, bana oldukça tanıdık arada bir söylediklerini bile anlıyorum..Onların arkadasında benim çaprazımda ise üç tane asyalı kadın oturuyor. Ben geldiğimde de oturuyorlardı orada, baya bir şen şaklak kahkalarla dolu yoğun bir sohbet içerisindeler...Arkamda ise iki Çinli adamın konuşmaları çalınıyor kulağıma...Karşımda ise bir adam, türk olsa gerek nerden tanıdığımı bilmediğim, belki tv'den belki de sadece alışılmış bir yüzü olduğu için tanıdık geliyor...Arka fonda hafif güzel bir müzik çalıyor. Hala daha çok erken check-in gitmek için, heyecandan elim ayağıma dolaşıyor. İnanamıyordum, Uzun zamandır beklenen gün geldi ve çattı! Daha önce bir sınav sorusunu cevaplamak için yazdığım bir yazıya şimdi birebir her anı anlatan yeni bir yazı yazıyorum...Zaman ne ilginç, o zamanlar mümkün mü dediğim şey bugün mümkün! Başvurduğum bir proje vardı, Güney Kore'nin şehrinde Dünya Kültürlerini tanıtacak insanlar arıyorlardı. Yıllardır dilimle olan ve artık dilekten çok duaya dönüşen bu kültür faaliyeti en çok gitmek istediğim ülkedeydi! Çoğu kez şu bu nedenlerden dolayı katılamadığım böyle güzel projeler şimdi bana çifte iri fıstıklı kaymaklı lokum olarak sunuluyordu! Kaçamazdı bu fırsat, hemen başvuruldu ve heyecanla sonuç beklendi. Uzun uzadıya belirsizlikler, sorular, acaba olur mu demeler, ne yapıyorum ben diye sorgulamalar sonunda oluyormuş be! dedim, gerçekten istenirse oluyormuş: İşte buradayım!

Tüm yazım gittim gidicem ile geçti, yok uçak parası yok gidilir yok gidilmez yok kalınmaz napcam ne edicem derken bugün şu an uçakta Almati ye doğru gidiyorum....Astana’ya yaklaşmışız, nedense cenem seni hatırlattı. :)  dışarıda hava çok soğukmuş  -58/-59C , hızımız 575 mpg, yolumuz oldukça uzun..düşünsenize Hindistan'ı hatta hatta Çin'i geçip gidiyoruz! Ben nereye gidiyorum?? Dünyanın sonu ya da başlangıcı bu olsa gerek :)) Aklıma rahmetli dedemin sözü geldi şimdi. Kendisi çok ton ton birisiydi, nur içinde yatsın. Anneannem vefat ettikten sonra hayat onun için zor oldu, uzakta yaşıyordu, yalnız yaşamak zorunda kalıyordu. Ne bize gelmek istiyordu çevresini bırakıp ne de bizi bırakmak. İsteği tek şey yanına taşınmamız. Yazları hep yanına giderdik, bir kasabada oturuyordu. Bana hep 'o anne-babana söyle, buraya gelsinler. burada da okul var, hep o annen-baban. Hiç anlamıyorlar...Dilerim sizde büyüyünce Fizan’a gidersiniz o zaman anlarlar!' bende taa o zamanlardan meraklısı olduğum Japonya'ya gitmek için dedeme , dedecim Fizan'ı boşver Japonya de sen, orası daha uzak derdim koca bir gülümseme ile :D..Dedem de caponya maponya Fizan’dan uzağa gidinde neresi olursa olsun derdi :D Belki de dedecim duaların geçti :D ancak caponya demenden olsa gerek bu evrendeki karışıklık, Kore'ye gidiyorum çünkü :D

Peki Kore'ye nasıl gidilir??? İşte bu soruyu çok sordum kendime, benim gibi meraklılarına yazıyorum bu yazıyı. Benim gibi İstanbul dışında yaşayanlar varsa o zaman bir kaç gün öncesinden moral olması için  İstanbul'a gelinir, arkadaşlar görülür ve gitmeden mutlaka Arap sokağında bir falafel yenir. Bol bol zeytin yemeyi de unutmayalım lütfen, orada zeytin çok pahalıymış!!
Sonrasında gideceğiniz gün gelir çatar ve siz aranması gereken herkesi bir hoşçakal demek için ararsınız :))) son kontrole girmeden önce henüz içmemiş olduğunuz 1 lt suyu öylece atamayacağınız için bitirmeye çalışır ve sonra uçuş boyunca wc kollarsınız :D..uçaklar ise kocamandır, hani şu hep amerikan filmlerinde gördüğümüz, düşürmek için uğraştıkları uçaklardan (Allah korusun dediğinizi duyar gibiyim!) yanınıza yakışıklı bir iş adamının oturmasını beklersiniz, ancak gene yaşlı ve evli bir çift oturur. Neyseki ben şanslıyım benim yanımdakiler en azından genç ve evliydi! Ne sandınız?? Yakışıklı bir iş adamı oturdu ve aşık mı oldu?? Hayır canım, o gerçekten sadece filmlerde olur :D Üstelik tesadüfe bakın yanıma oturan çift Japonmuş! biraz olsun tutturur gibi olduk duayı :)..

Peki Kore'ye giderken ne yenilir?? Valla ne bulunursa yenilir, gittiğim yerde peynir-ekmek-zeytin yoksa ve çok pahalıysa gerisini siz düşün!! Uçakta hem Kore yemeği olan bibimbap hem de normal biftek menüsü var. İstediğinizi seçiyorsunuz, nasılsa hep Kore yemekleri yiyeceğiz, bari yolda batı yemeklerinin tadını çıkaralım, dimi??

İngilizce bilmek gerekir mi?? Yani hostesler dahil pek İngilizcesi iyi olan yok. Anlaşması biraz zor oluyor. Bende doğma büyüme İngiliz değilim, ancak iyi bir İngilizce bilgisine sahibim :))  Ama gezerken buna pek de gerek yok galiba :D Şahsen Türkçe ile derdimi anlatıyorum, ya da çat pat Korece, şimdiden baya gelişti :D

Yolculuk için ne yapmamalı?? Kesinlikle çok eşya almamalı! Fazla kg için, kg başına 62€ alıyorlarmış!! Hayatımda ilk defa bu kadar çok para alındığını duydum!! :S bu ne yaa??? O kadar uğraştım, gene de 15kg ile gittiğim havaalanında 19kg ile geçtim :S Ben nerde yanlış yapıyorum acaba?? :D

Bir kaç saat sonra sonunda uçağa binmeye yaklaşmıştım! Giden herkes Koreliydi belli, sıra bana gelince Atatürk Havaalanındakiler, Türk olduğumu duyunca şaşırdılar, onlara benziyormuşum, üstelik uçaktaki 2. Türkmüşüm, işte buna inanırım! Sonunda uçağa bindim. Kocaman bir uçak, bu kadar büyük bir uçağa ilk defa biniyorum. Daha önce sık sık bindim denebilir. Genellikle uzak olan Avrupa şimdi ne kadar yakın görünüyor. Yanımda yeni evli bir çift oturuyor, daha önce de havaalanında görmüştüm. Aslında şu anda daha önce gördüğüm pek çok insanla yanyana ya da arkalı önlü oturuyorum. Uzun bir yolculuk olacak, gerçekten de öyle oldu..Yaklaşık 10saat uçtum, üstelik direk uçuş. Bir de saat farkı 9 saat ileri, baya bir döndü başım! Gittiğiniz yer Hindistan’dan bile öte, Hindistan mı?? Çin’i aşıp dünyanın sonuna gidiyorsunuz gerçekten ^^ Çin’i geçerken göremedim bile o kadar yüksekten uçtuk.

SDC16595

Uçakta yanımdaki Japon çift çok tatlıydı. Yeni evlenmişler, balayı için önce Mısır’a sonra Türkiye’ye gitmişler. Baya bir sohbet ettik, gene de bir yerden sonra zaman geçmek bilmedi. Uyumak ise zordu. Sonunda tekrar güneş doğdu ve yavaş yavaş kara görünür oldu. İşte Kore:

SDC16597  

Burası Incheon Havaalanın olduğu bölge. Yarım ada aslında ve Seul’e yaklaşık 1-2saat uzaklıkta, otobüsle. Tüm uluslarası uçuşlar buradan yapılıyor. Buradan Kore’nin her yerine otobüs veya hızlı tren var. Fiyatlar değişiyor, ancak internet sayfasından detaylı bilgi edinebiliyorsunuz.

SDC16601

Asiana Havayolları iyi ve sık tercih edilen bir hava yolu şirketi. Tavisye ederim, erken davranırsanız uygun fiyata uçaklar bulunmakta^^

SDC16599

İşte vardık, gerçekten buradayım! Birazdan başıma geleceklerden habersiz sırt çantamla ayağımdaki parmak arası terliklerle rahat bir şekilde yürüyorum koridoru. Bavulumu henüz almadım ve acele etmiyorum nasılsa gene bekliyorsunuz, bir sürü kişiyi. Uzun uzun koridoru yürüdükten sonra vardım pasaport kontrole, alışkınım sorunsuz geçmeye, ama bu sefer taktı kız. Ne olduğunu da söylemiyorlar, sadece sorun yok deyip gülümsüyorlar. Neyseki tecrübeliyim bu camlı mekanlara alınmalardan ^^, bekledik bizde pasaport yetmedi bir de nüfus incelendi. Bir sürü insan geldi giti, bir de İngilizceleri yok ve sadece öylece bakıyorlar. Bu dil işi gerçekten zor dedim! Baya bir süre bekledikten sonra dertlerinin pasaportumdaki mühürün okunamamasıymıs, yani yarım okunuyormuş! Bir de iyiki EXPO için gidiyorum, yoksa var ya artık daha neler!! Sonunda pasaportumu da aldım çıktım, bu sefer de beni karşılayacak kişi yok, nerde ?? haydeee buyurun burdan…Neyseki danışmadakilerin İngilizcesi oldukça iyiydi ^^… ve sonunda bulduk birbirimiz…Şimdi sırada 5 saatlik araba yolculuğu var :Gyeong-ju istikamet. Bu işi gönüllü yapıyorum, zaten para verseler bu kadar yol çekmez kimse ^^

Bir gün sonunda vardım Gyeongju’ya ve otele yerleştim. Öncesinde kısa bir tur EXPO’da ve meraklı bakışlar..Şimdiden günlerimin nasıl geçeceğine dair bir fikrim oldu bile ^^

Gene yazacağım, merakla bekleyim

Carga-görüşürüz

19.09.2011

Yiyin Gari!

“Bir insanın fikri neyse zikri de odur”, derler. Bende bu söze ilave yaparak şöyle demek istiyorum :

“Bir insanın fikri neyse zikri odur, ailesi de seferber olur” ^^

Bugün sabahtan oldukça alışılmış bir gündü. Okula bir kaç evrak işlerimi halletmek için gittim. Sonrasında yorgun bir şekilde eve geldim. İzmir çok sıcak olduğu için insan kendine bir süre gelemiyor dışarı çıktımı. Eve kendimi atmış olmanın verdiği mutlulukla, dinlenirken annemde  arkadaşlarıyla görüşmeye gitmeye hazırlanıyordu. Annem evden çıktıktan sonra belki 15dk geçmedi telefon çaldı. Annem telefonda heyecanlı bir şekilde bana “Bak burada kimler var, kimleri buldum sana..” diyordu. Uykulu bir halde, “Anne ne diyorsun..” demeye kalmadı, annem “koreli kızlar var burada, bak Türkçe konuşacak birilerini arıyorlarmış, hemen çık gel sevgi yoluna (İzmir’de her semtte bir Sevgi Yolu ve yanında bir park vardır), burada bekliyoruz seni…dur bak telefonu veriyorum konuş..”

“Aloo?? Annee?? Nasıl yani??…..”,

“…merhaba, ben Gül, nasılsın?..annen burada”??

“ Merhaba,iyiyim, nerdesiniz? yakında mı?Anneme verir misiniz?”

“..Annecim nerdesiniz??”, Annem,”Sevgi yolunda bekliyoruz, çık gel hemen..kızları al eve götür…”

Bunun üzerine hemen kalktım, apar topar çıktım evden, yolda giderken kendi kendime “yaw, noluyor?? hadi ben deli, annem de mi deli??biz ne yapıyoruz??..”

Birazdan koreli kızlarla tanışacağımın verdiği mutluluk, nereden geldiğini anlamadığım bir şaşkınlık ve karmaşık duygular içerisindeydim. Gittiğimde annem parkta kızlarla oturmuş, çevresinde bir sürü yaşlı teyze koyu bir sohbet içerisinde kahkalar uçuşuyordu havada..Annem beni görür görmez kalktı ayağa yanıma geldi hemen,

“Bak!,” dedi. “Koreli kızlar bunlar, Türkçe konuşacak birilerini arıyorlarmış, bende senden bahsettiğim. Korece öğrendiğinden, gideceğinden, tanışmak istediler. Hadi şurdan simit, bir şeyler al, eve götür onları, çay yap ağırla, açıkmışlar, kahvaltı yapın birlikte..”

Kızlar kocaman gülümsemeyle bakıyorlardı bana, neşeli bir “Merhaba!” dediler ve sarıldılar..Gözümdeki güneş gözlüğünü çıkardım, ve Hande-yani Pangıl- gözlerime dokunarak

“Gözlerin! Ama sen Korelisin! Bu gözler, Koreli göz!” dedi, hafif kırık Türkçesi ile..Diğer arkadaşı Gül-yani Çuarim- ise kocaman bir “EVET!” ile ona katıldı ve gülmeye başladık. Sokak ortasında biz bir anda kaynaştık. Eve kolkola geldik. Nerden bir anda böyle bir samimiyet oluştu bilmiyorum, ama hayatımıza giren insanların bir nedenden ötürü hayatımıza girdiğine kesinlikle inanıyorum!!

Yol boyunca annemle nasıl tanıştıklarını, nerede yaşadıklarını, neden burada olduklarını sordum durdum. Bana korece bazı sorular soruyorlardı, bende çat pat korecemle doğru yanlış cevaplar veriyordum. Çok eğleniyorduk. Eve gelince bizi kardeşim karşıladı, ilk işim izlediğim tek kanallar olan KBS World ve Arirang açtım, gösterdim onlara..İnanamadılar! Çok sevindiler, garipler özlemişler memleketlerini..Kim özlemezki…Koyu bir dedikoduya başladık hemen, kore dizileri, ünlüleri ve kore magazinine dair…

Kızların hikayelerine gelince şöyle özetleyeyim:İkiside bir kaç başka koreli arkadaşı ile İzmir’de yaşıyorlarmış. Gezmeye çıkmışlar, hem de Türkçe konuşarak dillerini geliştirmek istiyorlarmış. Ancak şimdiye kadar sohbet etmek için ‘Merhaba’ dedikleri insanlar, ‘Merhaba, güle güle’ diyerek sohbeti oldukça kısa tutuyorlarmış. Taa ki Anneme kadar ^^

Hande yani esas adı Pangıl, aslında hemşirelik okuyormuş. Okuluna Türkçe’yi Türkiye’de öğrenmek için ara vermiş ve 9 aydır İzmir’de yaşıyormuş. Yakında dönecekmiş tekrar Kore’ye. Türkçesi oldukça iyiydi. Üstelik piyano çalıyormuş. O kadar enterasan ve ilginç kızlar ki!

Gül, yani Cuarim ise Müzik bölümünde okuyormuş. O daha yeni gelmiş, 1 yıl İzmir’de kalacakmış. Türkçesi Hande’ye göre daha zayıftı. Gene de genel olarak oldukça iyi konuşuyordu. Keman çalıyormuşnkendisi ve yanında da getirmiş.

O kadar tatlı ve samimiydiler ki sanki onları yıllardır tanıyordum. Çay eşliğinde bir kaç saate binlerce soru ve kahkaha sığdırdık. Bahçeden gelmiş olan domatesler, biberler, taze ekmek, zeytin-peynir ve bal-reçel eşliğinde sıcacık bir bardak çay, hepsi samimi bir sohbet ortamında bize ziyafet gibi geliyordu. Kızlar memleketlerinde balın, zeytinin ve ekmeğin ne kadar pahalı olduğundan yakınıyorlardı. Bir yandan bana sürekli bir bilgi vermeye çalışıyorlar, diğer taraftan her lokmada ne kadar güzel bunlar diyerek iştah açıcı bir şekilde yiyorlardı. Onları böyle mutlu görmek çok güzeldi. Zira bizim ailede gelenektir, “yiyeni, yemeyi seveni severiz biz, yiyin hatrım kalır, yiyin gari..” derdi rahmetli anneannem-nur içinde yatsın!

Kore’de makarna, ekmek, domates ve bazı meyveler oldukça pahalıymış. Ucuz olan şeyler ise kimbap dedikleri sushi, kimchi yani lahana turşusu, pirinç ve noddle. Bana makarnanın yaklaşık 20tl olduğundan bahsediyorlardı. Bende, makarnayı yemek isteyen kim? benim dört gözle beklediğim deli gibi kimbap ve noddle yemek! diyordum (^-^) ve gene kahkahalara boğuluyorduk.

Kızlar artık burada yemeklerin çok güzel olduğundan ve çok kilo aldıklarından dert yakınıyorlardı. Ama görseniz bizde onlar için hala zafiyet geçiriyor bunlar derler! Ancak onlar, Kore’ye dönünce şişman oldukları için dışlanacaklarını söylüyorlardı. O zaman ben, ben obez mi oluyordum??? Nayııırr!! ve gene kahkahalar…

Ne sohbetimizin, ne çayın bitmesini ne de zamanın geçmesini istiyorduk. Ancak bir yere gitmeleri gerekiyordu. Hemen gitmeden karşılıklı telefon numaraları, e-postalar ve tüm iletişim bilgilerini aldık. Artık bundan sonra kesinlikle görüşmeliydik! Şimdiden plan bile yaptık, yeni rotamız Efesti!! Efesi görmeden nasıl gidebilirler ki??

Bunun dışında yaklaşan haftasonunda arkadaşımın kına gecesine götürmeye söz verdim onları. Eğer bir aksilik olmazsa, birlikte karşılıklı göbek atacağız inşallah ^^ Oynamayı çok seviyorlamış. Üstelik bildiğin türk usulü böyle el şıklatarak, göbek atarak ^^ Vay be! Türkler aslında ne çok sevilirmiş, hiç haberimiz yok! Zaten biz sevilmeyecek insanlar mıyız? Smile

İşte böyle maceralı bir gün geçirdim. Kore manyaklığım sadece beni değil, çevremi ailemi de sarmış. Ben kendi kendime uğraşıyorum derken, meğersem ailemde benim için seferber olmuş bu manyaklığıma çare bulmak için ^^ Annem artık sokakta Koreli aradığına göre, siz düşünün benim halimi (^^)

Bir dakka, yazıma muhteşem insan olan annemin bu kızlarla nasıl tanıştığını anlatmandan bitiremeyeceğim! Kendisi arkadaşlarıyla buluşmak için giderken, sevgi yolundan geçerken..annemin ağzıyla anlatıyorum:

“Sağ tarafta bir penyeci vardı, kapatmış ona bakıyordum. Bir anda ‘Merhaba!’ dedi birileri, baktım gözleri minik minik, çekik. Alla alla dedim, acaba bunlar Kazakistan veya diğer Türki Cumhuriyetlerden mi? Hani okumaya geliyorlar ya, sordum hemen nerelisiniz kızlar siz? “Kore”, Kore?! Ayy bir dakka, benim kızım var, sizinle görüşsün, Kore’ye gidecek, bir dakka tanışın..Ne yapıyorsunuz burada?? ‘Türkçe öğrenmek istiyoruz’..dur hemen arıyorum…”

“Alo, canım bak burada kimler var…Koreli kızlar, sende Kore’ye yani Güney Kore’ye gidiyordun dimi?..”

Annecim, sen gerçekten çok başkasın! Herkesin annesi çok özeldir, ancak benim annem sadece bana özel değil, bunu biliyorum! Sen gerçekten de çok özelsin, ve dilerim birlikte nice güzel anılar paylaşırız. Dilerim bir gün birlikte gideriz Kore’ye, evet Güney Kore’ye!