“Bir insanın fikri neyse zikri de odur”, derler. Bende bu söze ilave yaparak şöyle demek istiyorum :
“Bir insanın fikri neyse zikri odur, ailesi de seferber olur” ^^

Bugün sabahtan oldukça alışılmış bir gündü. Okula bir kaç evrak işlerimi halletmek için gittim. Sonrasında yorgun bir şekilde eve geldim. İzmir çok sıcak olduğu için insan kendine bir süre gelemiyor dışarı çıktımı. Eve kendimi atmış olmanın verdiği mutlulukla, dinlenirken annemde arkadaşlarıyla görüşmeye gitmeye hazırlanıyordu. Annem evden çıktıktan sonra belki 15dk geçmedi telefon çaldı. Annem telefonda heyecanlı bir şekilde bana “Bak burada kimler var, kimleri buldum sana..” diyordu. Uykulu bir halde, “Anne ne diyorsun..” demeye kalmadı, annem “koreli kızlar var burada, bak Türkçe konuşacak birilerini arıyorlarmış, hemen çık gel sevgi yoluna (İzmir’de her semtte bir Sevgi Yolu ve yanında bir park vardır), burada bekliyoruz seni…dur bak telefonu veriyorum konuş..”
“Aloo?? Annee?? Nasıl yani??…..”,
“…merhaba, ben Gül, nasılsın?..annen burada”??
“ Merhaba,iyiyim, nerdesiniz? yakında mı?Anneme verir misiniz?”
“..Annecim nerdesiniz??”, Annem,”Sevgi yolunda bekliyoruz, çık gel hemen..kızları al eve götür…”
Bunun üzerine hemen kalktım, apar topar çıktım evden, yolda giderken kendi kendime “yaw, noluyor?? hadi ben deli, annem de mi deli??biz ne yapıyoruz??..”
Birazdan koreli kızlarla tanışacağımın verdiği mutluluk, nereden geldiğini anlamadığım bir şaşkınlık ve karmaşık duygular içerisindeydim. Gittiğimde annem parkta kızlarla oturmuş, çevresinde bir sürü yaşlı teyze koyu bir sohbet içerisinde kahkalar uçuşuyordu havada..Annem beni görür görmez kalktı ayağa yanıma geldi hemen,
“Bak!,” dedi. “Koreli kızlar bunlar, Türkçe konuşacak birilerini arıyorlarmış, bende senden bahsettiğim. Korece öğrendiğinden, gideceğinden, tanışmak istediler. Hadi şurdan simit, bir şeyler al, eve götür onları, çay yap ağırla, açıkmışlar, kahvaltı yapın birlikte..”
Kızlar kocaman gülümsemeyle bakıyorlardı bana, neşeli bir “Merhaba!” dediler ve sarıldılar..Gözümdeki güneş gözlüğünü çıkardım, ve Hande-yani Pangıl- gözlerime dokunarak
“Gözlerin! Ama sen Korelisin! Bu gözler, Koreli göz!” dedi, hafif kırık Türkçesi ile..Diğer arkadaşı Gül-yani Çuarim- ise kocaman bir “EVET!” ile ona katıldı ve gülmeye başladık. Sokak ortasında biz bir anda kaynaştık. Eve kolkola geldik. Nerden bir anda böyle bir samimiyet oluştu bilmiyorum, ama hayatımıza giren insanların bir nedenden ötürü hayatımıza girdiğine kesinlikle inanıyorum!!
Yol boyunca annemle nasıl tanıştıklarını, nerede yaşadıklarını, neden burada olduklarını sordum durdum. Bana korece bazı sorular soruyorlardı, bende çat pat korecemle doğru yanlış cevaplar veriyordum. Çok eğleniyorduk. Eve gelince bizi kardeşim karşıladı, ilk işim izlediğim tek kanallar olan KBS World ve Arirang açtım, gösterdim onlara..İnanamadılar! Çok sevindiler, garipler özlemişler memleketlerini..Kim özlemezki…Koyu bir dedikoduya başladık hemen, kore dizileri, ünlüleri ve kore magazinine dair…
Kızların hikayelerine gelince şöyle özetleyeyim:İkiside bir kaç başka koreli arkadaşı ile İzmir’de yaşıyorlarmış. Gezmeye çıkmışlar, hem de Türkçe konuşarak dillerini geliştirmek istiyorlarmış. Ancak şimdiye kadar sohbet etmek için ‘Merhaba’ dedikleri insanlar, ‘Merhaba, güle güle’ diyerek sohbeti oldukça kısa tutuyorlarmış. Taa ki Anneme kadar ^^
Hande yani esas adı Pangıl, aslında hemşirelik okuyormuş. Okuluna Türkçe’yi Türkiye’de öğrenmek için ara vermiş ve 9 aydır İzmir’de yaşıyormuş. Yakında dönecekmiş tekrar Kore’ye. Türkçesi oldukça iyiydi. Üstelik piyano çalıyormuş. O kadar enterasan ve ilginç kızlar ki!
Gül, yani Cuarim ise Müzik bölümünde okuyormuş. O daha yeni gelmiş, 1 yıl İzmir’de kalacakmış. Türkçesi Hande’ye göre daha zayıftı. Gene de genel olarak oldukça iyi konuşuyordu. Keman çalıyormuşnkendisi ve yanında da getirmiş.
O kadar tatlı ve samimiydiler ki sanki onları yıllardır tanıyordum. Çay eşliğinde bir kaç saate binlerce soru ve kahkaha sığdırdık. Bahçeden gelmiş olan domatesler, biberler, taze ekmek, zeytin-peynir ve bal-reçel eşliğinde sıcacık bir bardak çay, hepsi samimi bir sohbet ortamında bize ziyafet gibi geliyordu. Kızlar memleketlerinde balın, zeytinin ve ekmeğin ne kadar pahalı olduğundan yakınıyorlardı. Bir yandan bana sürekli bir bilgi vermeye çalışıyorlar, diğer taraftan her lokmada ne kadar güzel bunlar diyerek iştah açıcı bir şekilde yiyorlardı. Onları böyle mutlu görmek çok güzeldi. Zira bizim ailede gelenektir, “yiyeni, yemeyi seveni severiz biz, yiyin hatrım kalır, yiyin gari..” derdi rahmetli anneannem-nur içinde yatsın!
Kore’de makarna, ekmek, domates ve bazı meyveler oldukça pahalıymış. Ucuz olan şeyler ise kimbap dedikleri sushi, kimchi yani lahana turşusu, pirinç ve noddle. Bana makarnanın yaklaşık 20tl olduğundan bahsediyorlardı. Bende, makarnayı yemek isteyen kim? benim dört gözle beklediğim deli gibi kimbap ve noddle yemek! diyordum (^-^) ve gene kahkahalara boğuluyorduk.
Kızlar artık burada yemeklerin çok güzel olduğundan ve çok kilo aldıklarından dert yakınıyorlardı. Ama görseniz bizde onlar için hala zafiyet geçiriyor bunlar derler! Ancak onlar, Kore’ye dönünce şişman oldukları için dışlanacaklarını söylüyorlardı. O zaman ben, ben obez mi oluyordum??? Nayııırr!! ve gene kahkahalar…
Ne sohbetimizin, ne çayın bitmesini ne de zamanın geçmesini istiyorduk. Ancak bir yere gitmeleri gerekiyordu. Hemen gitmeden karşılıklı telefon numaraları, e-postalar ve tüm iletişim bilgilerini aldık. Artık bundan sonra kesinlikle görüşmeliydik! Şimdiden plan bile yaptık, yeni rotamız Efesti!! Efesi görmeden nasıl gidebilirler ki??
Bunun dışında yaklaşan haftasonunda arkadaşımın kına gecesine götürmeye söz verdim onları. Eğer bir aksilik olmazsa, birlikte karşılıklı göbek atacağız inşallah ^^ Oynamayı çok seviyorlamış. Üstelik bildiğin türk usulü böyle el şıklatarak, göbek atarak ^^ Vay be! Türkler aslında ne çok sevilirmiş, hiç haberimiz yok! Zaten biz sevilmeyecek insanlar mıyız?
İşte böyle maceralı bir gün geçirdim. Kore manyaklığım sadece beni değil, çevremi ailemi de sarmış. Ben kendi kendime uğraşıyorum derken, meğersem ailemde benim için seferber olmuş bu manyaklığıma çare bulmak için ^^ Annem artık sokakta Koreli aradığına göre, siz düşünün benim halimi (^^)
Bir dakka, yazıma muhteşem insan olan annemin bu kızlarla nasıl tanıştığını anlatmandan bitiremeyeceğim! Kendisi arkadaşlarıyla buluşmak için giderken, sevgi yolundan geçerken..annemin ağzıyla anlatıyorum:
“Sağ tarafta bir penyeci vardı, kapatmış ona bakıyordum. Bir anda ‘Merhaba!’ dedi birileri, baktım gözleri minik minik, çekik. Alla alla dedim, acaba bunlar Kazakistan veya diğer Türki Cumhuriyetlerden mi? Hani okumaya geliyorlar ya, sordum hemen nerelisiniz kızlar siz? “Kore”, Kore?! Ayy bir dakka, benim kızım var, sizinle görüşsün, Kore’ye gidecek, bir dakka tanışın..Ne yapıyorsunuz burada?? ‘Türkçe öğrenmek istiyoruz’..dur hemen arıyorum…”
“Alo, canım bak burada kimler var…Koreli kızlar, sende Kore’ye yani Güney Kore’ye gidiyordun dimi?..”
Annecim, sen gerçekten çok başkasın! Herkesin annesi çok özeldir, ancak benim annem sadece bana özel değil, bunu biliyorum! Sen gerçekten de çok özelsin, ve dilerim birlikte nice güzel anılar paylaşırız. Dilerim bir gün birlikte gideriz Kore’ye, evet Güney Kore’ye!
Merhabalar sorularım var ancak nasıl ulaşabilirm?
AntwortenLöschen