13.11.2011

Kore İnsanı; Hanguk Saram ya da diğer bilindik bir adı Kimçi Saram

image

Hanguk saram, olarak tanımlıyor insanlar kendimi burada..Birisi nasıl bir insansın diye sorarsa, çok iyi bir insanım yerine Türk insanıyım diye cevap veriyoruz; Toki Saram imnida^^ Şimdi bu Hanguk Saramlara yakından bir değinelim, baştan yanlış anlaşılmaları engellemek için şunu belirteyim; bu yazı benim gözümdeki ve gözlemimdeki Hanguk Saram…

Bu yazıyı Seul’den yazıyorum, Kore’ye geleli yaklaşık 6 hafta oldu. Aslında 2 gün sonra geri dönüyordum ki planlarımda değişiklikler oldu ve bir süre daha buradan yazacağım size. Burada kalma maceramı bir ara etraflıca yazacağım, merak edenler için ^^.. Şimdi gelelim Hanguk saram ya da Kimçi* Saram’ın fayda ve zararlarına ^^..Kore’ye daha inmeden Atatürk havaalanında başladı ilk gözlemlerim. Birçok arkadaşım farklı kültürlerden ve ülkeden, Koreli bir arkadaşım da var çok eski ve çok sevdiğim, ancak bu sefer bir başka gözle baktım Korelilere. Atatürk havaalanında uçağa binmeden daha gözlemledim, oldukça meraklı, yerinde duramayan ve gürültücü olduklarını. Biz Türklerde çok sakin insanlar sayılmayız hani :) Buraya gelmeden önce de bir kaç şey duymuştum Kore insanına dair; mesela,  çok yardımsever olduklarını, sıcak ancak çok çekingen olduklarını ve kimçi için her şeyi yapabileceklerini ^^…Bir de buraya geldim, burada gördüm daha neler varmış neler…

Aslında insanlar hakkında başkalarından duyduğumuz bilgileri o kişiler hakkında ön bilgi yerine önyargı edinmemizden dolayı mümkün olduğunca kendi gözlemlerimle o insanları tanımaya çalışıyorum. Eee biz de insanız ama, illaki bir önyargıyla gidiliyor ^^..Buraya gelirken aklımda pek önyargı yoktu, aslında buradayken de önyargı oluşmadı sadece çileden çıktığım durumlar oluyor, o kadar ^^. Mesela, metroya binince kapıda öylece durmaları ve ilerlememeleri, ayrıca sürekli aceleleri olduğu için sürekli size sağlı sollu çarpmaları ancak özür dilemeyi bırakın bir dönüp bile bakmamaları gibi gibi..Hoş bu metroya binipde ilerlememe sadece bu ülkeye has değil, Atina’da da aynı durumu bizzat yaşadım, kendi ülkemde de olmuyor değil. İnsana çarpıp da özür dilememe durumu ancak burada oldukça abartılı. Bunun nedeni ise şuymuş, herkes sürekli meşgul ve bir yere yetişmek zorunda olduğu için çarptığı kişinin ağzı burnu dağılmadığı ve gözü çıkmadığı sürece dönüp bakmaya veya özür dilemeye gerek yokmuş. Bu kabalık olarak değil, aksine zamanım yok gidip bir kaç milyon won daha kazanmalıyım beni oyalama anlamına geliyormuş..Yani siz siz olun burada kimse tarafından çarpılmayın, bir de suçlu duruma düşersiniz mazallah^^

Bana şimdi bir de Hanguk Saramı tanımla diye sorsalar, ne derim acaba?? Kadınları için hayati önem taşıyan üç unsur: saçları, suratları ve kiloları!

image

iyi de bu unsurlar tüm dünyadaki kadınlar için geçerli ve önemli diyeceksiniz, o zaman ben de size buradakilerin hayal edemeyeceğiniz kadar abartılı olduğunu söyleyeceğim ^^

1.Koreliler genel olarak günde ortalama 3defa duş alıyorlar, saç kaç defa yıkanıyor bilemiyorum artık..Bu kadar sık duş almalarının zararlı bir etkisi ise bizim gibi deodorant kullanan kişilere. Bu ülkenin güneyinden kuzeyine girmediğim dükkanı kalmadı ve bir deo bulmak için göbeğim çatladı! Saolsun burada tanıştığım bir Türk arkadaşım ve eşiyle buluştuğumuz gün bana en güzel hediyeyi verdiler, bir deo, tekrar çok teşekkür ediyorum, hayat kurtardılar :) Fiyatından hiç bahsetmiyorum, ufacık bir deo için ortalama 7-8 dolar gözden çıkarın! Bu ülkede deo ve parfümler kullanılmıyor. Böyle bir ihtiyaçları yokmuş, Koreli arkadaşıma neden deo ve parfüm kullandığımı anlatamadım, insanın kendi kokusu varmış ne gerek varmış ki parfüme? İyi de bu kadar abartıyla yaşayan bu ülkenin insanları bir tek koku da mı doğal? Bizi de düşünün canım ^^

2. Makyaj ve bakım ürünleri konusunda bu ülkeden daha iyisini görmedim. Biz de Paris falan derler ama yok, yok kardeşim burada aşmışlar. Erkekler dahil BBcream dedikleri fondatön kullanıyor, ama o fondatönü göremiyorsunuz. O kadar çok geliştirmişler ki neredeyse doğal bir izlenim veriyor. Bu ülkede makyaj yaparak ne kadar daha doğal görünebilirsiniz bu mümkün! O renkler, o cilt ürünleri, o çeşitler insanın başını döndürüyor ve bazen korkutuyor. Güzelleşmek için her şey mübah burda, üstelik ucuz, pek çok ülkeye göre ^^

3. Kilo konusunda takıklar! Kim değil ki?? Kadınlar ve kiloları, lütfen bize dokunmayın. Burada insanlar genelde çok ufak tefekler, birçok kıyafete sığamıyorum bu nedenle :S..Ona rağmen hala bir zayıflama çabası içindeler. Kardeşim ne uğraşıyorsun, iskeletorla mı yarışıyorsun? Zaten minnacık hala kiloluyum diyip insanın moralini bozuyorlar :D..Kilo konusunda sadece kadınları takık değil, erkeklerde baya takık. Bu kilo konusu aslında oldukça hassas diyebilirim, öyleki bunu işe alımlarda ayrımcılığa kadar götürüyorlar. Neymiş efendim büyük şirketler zayıf çalışan istermiş, çünkü kilolu elemanların hasta olma riski yüksekmiş ve sağlıklarına dikkat etmezlermiş..İyi de büyük firmalar zaten insanı hasta oluncaya kadar çalıştırmıyor ki? Daha saçın ağarmadan atar oldular işten, bırak da birkaç kg ile azıcık para kazanayım, dimi ama? ^^

Siz de dikkat edi, temiz olun, bakımlı olun ve sağlıklı ama abartmayın, şahsen ben hayatımı zindan etmek istemem..Sağlıcakla kalın…

Seul’de bir Toki Saram

*lahanadan yapılan bol sarımsağın ve kırmızı acı biberin kullanıldığı turşu, oldukça lezzetli^^

01.11.2011

Kültürlü ve Çalışkanların Şehri

SDC10651

Bugünkü planım ilk önce Seul’deki Türk Kültür Merkezini ziyaret etmek ve onun bulunduğu bölgedeki büyük kitapçıları gezmekti. Çok kültürlü bir gün planladım kendime. Öğleye doğru çıktım evden koyuldum yola. Türk Kültür Merkezinin adı İstanbul Kültür Merkezi, ve Yeoksam’da bulunuyor. Yeoksam istasyonu oturduğum yerdeki yeşil hat üzerinde, bu yüzden sürekli inip binmek zorunda kalmadım. Direk gittim Yeoksam’a, sonra Gangnam istasyonu yönündeki çıkıştan çıktım ve araştırmalarıma göre biraz yürüdükten sonra Kültür Merkezi biraz ileride karşıma çıkmalıydı.  Uzun uzun ana caddeler, sağlı sollu yüksek yüksek binalar, tam da öğle saati, tüm iş çalışanlar ya yemek için çıkmış ya da sigara molası için binaların önünde. Seul’de her yer yeşil, yani ağaçlık. Üstelik sonbahar olduğu için ağaçlar turuncu, kırmızı, yeşil ve sarı renkli yanyana sıralanmış. Yüksek binların ve hızlı hızlı yürüyen insanların oluşturduğu hırs ve rekabet atmosferini bir tek bu renkler yumşatıyor. Çevredekilere bakıyorum. Bir sürü Koreli erkek, malum iş dünyası burası. Koreli erkekler; Koreli kadınlar için bile yakışıklı olarak sayılmıyorken, ancak bugün ya takım elbiselerin etkisi ya da yüksek binaların, henüz bilemiyorum bir sürü oldukça hoş Koreli işadamı gördüm. Hava güneşli, gökyüzü açık ağaçlar farklı renklerde, muhteşem bir sonbahar havası var. Benim gözümde güneş gözlüklerim, üzerimde trenchkotum, saksmavisi ve gri kombinasyonunda süzülüyorum Gangnam’ın en lüks sokaklarında..Burada bana bakmalarına alıştım, yabancıysanız dik dik veya meraklı bakışlardan kaçamıyorsunuz. Güneş gözlükleri bu konuda  bu bakışları bloke etmek için avantaj ancak daha az dikkat çekmiyor. Ben bu arada tabiki böyle en çok sevdiğim mevsimde gözlerimde gözlükler kulağımda MP3 korece şarkılar süzülüyorum..Havamdan da yanıma yaklaşılmıyor, kendimi bir an bir kore dramasında başrol oyuncusu bile hissettim :), o kadar havalara girmişim. Eee, kim olsa girerdi havaya o durumda :). Sonra ben böyle yürürken, bir anda dank?!!! Noluyorr yaaw, karşıma çıkmalıydı Kültür Merkezi derken…Ama tabiki de öyle olmadı! Yürü Allah yürü, dönüyorum dönüyorum aynı yere çıkıyorum.Yaw internetten bakarken çok kolaydı noldu?? . Kocaman ve çok yüksek iş binaları beynimi döndürdü herhalde, ee sayılı yakışıklı işadamlarını unutmamalı..Bir anda nerdeyim ben dedim..Sürekli aynı sokağı bir inip bir çıkıyorum, bir yandan da gözüm adres sormak için birilerini arıyor ama kim ingilizce bilir kestiremiyorum.Sonunda alley diye bir telefon mağazası var, ona girdim ve adres sormak istiyorum dedim. Görevli bir dakka dedi, ve muhteşem ingilizce bilen birisi geldi! Nasıl mutlu oldum anlatamam :D. Koreliler çok yardımsever, gerçekten yardım isterseniz ediyorlar. Adresi sordum ve benim için gidip internetten araştırdı, haritanın çıktısını aldı. Bizim usül, ‘abla sen burdan şimdi dön, git bir 100m,sonra cami var onu geç ordan sağ yap karşına tansaş çıkcak orda bi soru ver, olur mu?’ diye bir yanıt yok, çünkü burada navigasyonsuz, akıllıtelefonsuz iş yapamıyor kimse. Bazen elektrik sistemi çökerse bunlar ne yapar diye düşünmüyor değilim. Neyse, konumuza dönelim, ben teşekkür ettim, çok mutluyum tabi elimde harita, ama ne bileyim daha sonra küfür edeceğimi..Başladım gene yürümeye, yürü Allah yürü..Bugün şansım yürümekten yana..Sonunda haritaya göre işaretli yere geldim, ee nerde?? yok!! Allah Allah, neresi burası?? Bir baktım başka bir yöne gitmişim. En iyisi aramak dedim, Kültür merkezini aradım, telefon yanlış çıkmaz mı..Haydaaa! Be kardeşim bu yer nerde?? Sonra aklıma geçenlerde tanıştığım birisi geldi, onu aradım, sordum, ve doğru bir telefon numarası aldım. Hemen aradım, bu seferde telefona Koreli bir bayan çıkmazm mı? Neyseki Türkçe biliyordu. Ama adresi sorunca, iki saat anlamak için öldüm öldüm dirildim..Adresi şöyle tarif ediyor, Yeoksam çıkış 6 no, sonra düz git KPC var ordan sol sonra sol sonra orda..Nası yani?? Tamam çıkış 6 düz git, KPC ne?? tavuk tavuk mu???hee KFC tavuk anladım..Sonra sola dön, ee sol gene mi sol kaçıncı sol?? Sağ mı?? hani soldu ? sonunda önce sola sonra yol ayrımından sağa dönmem gerektiğini çözdüm :).

…vee işte sonunda geldim Kültür Merkezine..girdim, mis gibi çayımı içtim ve bir süre kendimi evde memlekette hissettim. Gerçekte güzel bir şekilde düzenlemiş, her köşesinde Türk Kültürünü yansıtan el işleri, bilgiler ve motifler var. Sadece görüntüden ibaret değil burası, isteyen gelip Türkçe öğrenebiliyor ve ayrıca bir çok faaliyet düzenleniyor. Gerçekten çok aktif ve güzel işler yapan bir Türk Kültür Merkezi. Amaç sadece Korelilere Türk Kültürünü layıkıyla tanıtmak, bu konuda oldukça iyiler. İçeri girer girmez meraklı bakışlar, selam verdikten sonraki sözlerinize Türkçe devam etmeniz ve masanıza gelen sıcak demli bir Türk çayı, bulunmaz, burada gerçekten bulunmuyor :).

SDC10638 SDC10642 SDC10641

Kore’ye geldiğimden beri bir çok soruyla karşılaştım, ancak en çok ne sordular diye sorarsanız, şöyle diyebilirim : “Neden Kore?” Bu soru kimle karşılaştıysam sormadan geçmedi, Türk olsun Koreli olsun Avrupalı olsun Mısırlı olsun aklınıza gelebilecek her türlü milletten kimle karşılaştıysam neden Kore? diye sordu..Ben de “Neden olmasın?” dedim, ve hala öyle diyorum ^^…Neden bir nedeni olmalı ki? Gelmek istedim, burada olmak istedim ve buradayım^^..Bu ülke çok kolay ve rahat bir ülke değil, özellikle bazı kurallarınız varsa. Uyum konusunda çok sıkıntı çekebilirsiniz. Eğer Kore dramalarına kanıp gelmeye kalkıyorsanız sakın ha! Gerçekten değmez, ancak tatile gelinir :)..Ben şahsen buraya ne Kore draması ne de Kore artistleri için geldim :)..Benim başka nedenlerim vardı, hala var.

Bu ülke aslında çok güzel, ancak aynı zamanda çok hırslı ve rekabetçi bir ülke..Neden bir çok Korelinin depresif, güvensiz ve çekingen olduğunu, intihar oranlarının yüksek olduğunu buraya gelince daha iyi anladım. Bu ülkede inanılmaz bir baskı var. Hep mükemmel olma, sürekli en iyisini olma…İnsan hep yarış içindeler, bir yandan çok okuyor, diğer yandan okudukları bilgileri neden uygulamıyorlar şaşıyorum. En çok gittiğim, kokusunu sevdiğim yerlerden birisi kitapçılar ya da kütüphanelerdir. Burada ikisinden de o kadar çok var ki..Üstelik çok büyük ve genişler, sanki cennettesiniz! Hepsi tıklım tıklım insanlarla dolu, sürekli okuyan insanlar..Ne kadar çok kültürlü diyorsunuz görünce, bir de sonra davranışlarına bakınca çok farklı şeyler görüyorsunuz..Bu insanları ve gözlemlerimi ayrı bir yazımda değerlendireceğim, ancak gerçekten şunu bir daha gördüm; okumak, çalışmak çok güzel ancak her okuyan kültürlü mü çok mu çalışkan, bunun yanıtı yok…

Hoşçakalın^^

06.10.2011

Yaşlı adamın şehri Gyeong-ju

Üç büyük krallıktan biri olan Şilla devletinin başkenti, Şilla Hanedanlığının kalbi, Kraliçe Seon Duk’un hayali ;Gyeong-ju, bugün yaşlı adamın şehri ve Dünya Kültürleri EXPOsu için ev sahibi.

Bir önceki yazımda bahsetmiştim, Gyeongju’da Dünya Kültürleri EXPOsuna katılacağımı. Burada olmayı çok dilemiştim, hatta dilek listemde 9. sırada yer alıyordu. Gerçi şu an Seul’de değilim, ancak Kore’deyim^^. Bu dileği dilediğimde Kore’de olmayı çok istiyordum ve dilek listem sırayla gerçekleşti. Ne kadar ilginç değil mi? Demek ki gerçekten içten dilemişim. Burada olmak çok güzel. Gyeong-ju ya da Kyong-ju çok eski bir başkent, Şilla Hanedanlığının başkenti. Bilmeyenler için söylüyorum, Güney Kore’nin başkenti Seul. Şilla Hanedanlığında ve Kore tarihinde önemli bir yere sahip olan Kraliçe Seon Duk, General Kim Yu şin önderliğinde hayalini gerçekleştiriyor; (676’da) Goguryo ve Baekje devletlerini Şilla çatısı altında birleştiriyor ve Kyong-ju başkent oluyor. Bu nedenle bugün Gyeong-ju da pek çok tarihi yer var. Bu şehir hala eski güzelliğini korumakta ve bir çok turistin gelip gördüğü, ülke içinde sayısı fazla olmayan ama burada oldukça çok bulunan 5 yıldızlı otellere sahip küçük ve sakin bir şehir. Bir başka özelliği Gyeong-ju Dünya Kültür EXPOsuna (Gyeong-ju World Culture EXPO) ev sahipliği yapmasıdır.

Şimdi biraz bu Park ve Expo hakkında bilgi vereyim:

Gyeong-ju Dünya Kültür Expo Parkı 2008 yılında, her iki veya üç yılda bir Gyeong-ju şehrince düzenlenen 2006’daki Angkor-Gyeongju Dünya Kültür Exposunun başarısı üzerine kurulmuştur. Bu park Şilla Hanedanlığının (M.Ö. 935-57) kültürel mirasını, dünyanın dört eski medeniyetlerin tarihi kalıntılarını, dünya çapındaki masallar ve pek çok kültürel ve eğitimsel programları 3D animasyon dünyası dahil çeşitli faaliyetleri, Şilla Kültür Pavilyonunu, Dünya Sinemagraponi Galerisi, Dünya Fosil Müzesi ve Oyun-Eğlence dünyasını kapsıyor.

Expo Parkı’nın bir başka landmark ise Gyeong-ju Kulesi’dir. Gyeong-ju Kulesi 82m yüksekliğinde, ortasında 9 katlı ahşap Hwangryongsa Tapınağı’nın şeklini içermektedir. Parkı ziyaret edenler 12. Ağustos-10 Ekim 2011 arasında haftaiçi veya haftasonu kuleye yansıtılan 10 dakkikalık lazer-ışık gösterisini izleyebilirler.

Peki ben bu Park’ta ne yaptım:

SDC16849 SDC16843 SDC16853

12 Ağustostan bu yana Türkiye’den sırayla gönüllüler gidip geliyordu. Ben ise bu tayfanın en sonuncusuydum. Benimle birlikte iki kişi daha olacaktı, ancak bir değişiklik oldu ve kimse gelmedi. Expo’nun son 10 günü ve kapanış, işte ben oradaydım! Görevimiz farklı ülkelerin olduğu holde Türkiye standında Türkiye’yi tanıtmaktı. Aslında oldukça eğlenceli bir iş. Tüm gün koca Expo’nun içinde istediğiniz gösteriyi izleyebiliyor, standda durup gelenlere ülkeniz hakkında bilgi veriyorsunuz. Gerçekten burada olmaktan hiç pişman olmayacağım, buna eminim. Daha eğlenceli ve güzel bir anı olamazdı. Tabiki her şey muhteşem ve mükemmel değil. Benim de sıkıldığım zamanlar oldu. Mesela neredeyse kimse İngilizce bilmiyor, ya da bilenler benim İngilizcem kötü diye kaçıyor. Standa gelen bir çok insana pek çok şey anlatmak isteseniz de korece bilmediğiniz için sadece gülümsemek ve bir kaç bildiğiniz kelimeyi söylemekle yetiniyorsunuz. Ayrıca yemeklerde oldukça sıkıntı olabiliyor. Eğer yemek konusunda tutucuysanız ve klasik tadlar dışında yemem diyorsanız aç kaldınız. Zaten domuz yemeyenler-benim gibi- bulabilirse sebze ve deniz ürününe mahkum. Neyse ki sebze ve deniz ürünlerini çok seviyorum :). Ancak eti çok sevenlere diyorum, tercihiniz domuz değilse, uzun bir süre etten vazgeçseniz çok iyi olur :). Gördüğünüz her şeyin içine domuz koyuyorlar, kaçmak çok zor. Bunun dışında yemek pişirme usulleri ve onu sunmaları bazen insanın iştahını kapatabiliyor :). Bunlara rağmen bol bol sushi yiyebiliyorsunuz, değişik tadlar tadıp “vay, kendimi aştım” diyorsunuz. Bir zamanlar sashimi deneyebilir miyim derken, yiyecek başka bir şey bulamayınca sashimi en yakın arkadaşınız oluyor. Sushi ise çerez niyetine gidiyor artık, Zerocum bundan sonra seni sollarım ;).

SDC16669 SDC16803

Peki bu yaşlı adamın şehrinden bahsedeyim biraz, burası ufak bir yer olduğu için çok erken saatte her yer kapanıyor ve otobüsler duruyor. Bu nedenle bu şehre yaşlı adamın şehri diyorlar. Şehrin merkezi uzun bir sokaktan ibaret. Pek yapılabilecek bir şey yok. Genelde gezebileceğiniz pek çok turistik ve tarihi yerler var. Genelde şehrin çevresinde bu yerler. Oralara gidince tekrar yazacağım, merak edenler için :). Şimdilik bu kadar, yeni yazılarımı bekleyin :)

SDC17426 SDC17429

Kyongju’dan Selamlar ^^

29.09.2011

Yolculuk Uzaklara Fizan’dan öte

Tüm aranacakları sırayla dünden beri aradım. Eksik olanlar varsa da aramak istemediklerim olsa gerek. Bir niyetim olduğu için değil, sadece canım istemediği için...Atatürk Havaalanındayım, oldukça erken geldim 17:55 uçağına yetişmek için. Uzun zamandır hayal ettiğim, hep kendimi orada görüdüğüm yere şimdi gerçekten gidiyorum! Yoldayım, ve oraya gitmek için tüm hazırlıkları yaptım! Kendim hazır mıyım? Bilmiyorum????
Starbucks da oturuyorum, burasını kim ne derse desin seviyorum. Rahat hissediyor insan...Chai Tea Latte, içimi ısıtıyor, serinledi İstanbul benim ayrılmamı beklemeden. Yan masada bir kaç koreli adam oturuyor. Yabancı bir dil olmasına rağmen, bana oldukça tanıdık arada bir söylediklerini bile anlıyorum..Onların arkadasında benim çaprazımda ise üç tane asyalı kadın oturuyor. Ben geldiğimde de oturuyorlardı orada, baya bir şen şaklak kahkalarla dolu yoğun bir sohbet içerisindeler...Arkamda ise iki Çinli adamın konuşmaları çalınıyor kulağıma...Karşımda ise bir adam, türk olsa gerek nerden tanıdığımı bilmediğim, belki tv'den belki de sadece alışılmış bir yüzü olduğu için tanıdık geliyor...Arka fonda hafif güzel bir müzik çalıyor. Hala daha çok erken check-in gitmek için, heyecandan elim ayağıma dolaşıyor. İnanamıyordum, Uzun zamandır beklenen gün geldi ve çattı! Daha önce bir sınav sorusunu cevaplamak için yazdığım bir yazıya şimdi birebir her anı anlatan yeni bir yazı yazıyorum...Zaman ne ilginç, o zamanlar mümkün mü dediğim şey bugün mümkün! Başvurduğum bir proje vardı, Güney Kore'nin şehrinde Dünya Kültürlerini tanıtacak insanlar arıyorlardı. Yıllardır dilimle olan ve artık dilekten çok duaya dönüşen bu kültür faaliyeti en çok gitmek istediğim ülkedeydi! Çoğu kez şu bu nedenlerden dolayı katılamadığım böyle güzel projeler şimdi bana çifte iri fıstıklı kaymaklı lokum olarak sunuluyordu! Kaçamazdı bu fırsat, hemen başvuruldu ve heyecanla sonuç beklendi. Uzun uzadıya belirsizlikler, sorular, acaba olur mu demeler, ne yapıyorum ben diye sorgulamalar sonunda oluyormuş be! dedim, gerçekten istenirse oluyormuş: İşte buradayım!

Tüm yazım gittim gidicem ile geçti, yok uçak parası yok gidilir yok gidilmez yok kalınmaz napcam ne edicem derken bugün şu an uçakta Almati ye doğru gidiyorum....Astana’ya yaklaşmışız, nedense cenem seni hatırlattı. :)  dışarıda hava çok soğukmuş  -58/-59C , hızımız 575 mpg, yolumuz oldukça uzun..düşünsenize Hindistan'ı hatta hatta Çin'i geçip gidiyoruz! Ben nereye gidiyorum?? Dünyanın sonu ya da başlangıcı bu olsa gerek :)) Aklıma rahmetli dedemin sözü geldi şimdi. Kendisi çok ton ton birisiydi, nur içinde yatsın. Anneannem vefat ettikten sonra hayat onun için zor oldu, uzakta yaşıyordu, yalnız yaşamak zorunda kalıyordu. Ne bize gelmek istiyordu çevresini bırakıp ne de bizi bırakmak. İsteği tek şey yanına taşınmamız. Yazları hep yanına giderdik, bir kasabada oturuyordu. Bana hep 'o anne-babana söyle, buraya gelsinler. burada da okul var, hep o annen-baban. Hiç anlamıyorlar...Dilerim sizde büyüyünce Fizan’a gidersiniz o zaman anlarlar!' bende taa o zamanlardan meraklısı olduğum Japonya'ya gitmek için dedeme , dedecim Fizan'ı boşver Japonya de sen, orası daha uzak derdim koca bir gülümseme ile :D..Dedem de caponya maponya Fizan’dan uzağa gidinde neresi olursa olsun derdi :D Belki de dedecim duaların geçti :D ancak caponya demenden olsa gerek bu evrendeki karışıklık, Kore'ye gidiyorum çünkü :D

Peki Kore'ye nasıl gidilir??? İşte bu soruyu çok sordum kendime, benim gibi meraklılarına yazıyorum bu yazıyı. Benim gibi İstanbul dışında yaşayanlar varsa o zaman bir kaç gün öncesinden moral olması için  İstanbul'a gelinir, arkadaşlar görülür ve gitmeden mutlaka Arap sokağında bir falafel yenir. Bol bol zeytin yemeyi de unutmayalım lütfen, orada zeytin çok pahalıymış!!
Sonrasında gideceğiniz gün gelir çatar ve siz aranması gereken herkesi bir hoşçakal demek için ararsınız :))) son kontrole girmeden önce henüz içmemiş olduğunuz 1 lt suyu öylece atamayacağınız için bitirmeye çalışır ve sonra uçuş boyunca wc kollarsınız :D..uçaklar ise kocamandır, hani şu hep amerikan filmlerinde gördüğümüz, düşürmek için uğraştıkları uçaklardan (Allah korusun dediğinizi duyar gibiyim!) yanınıza yakışıklı bir iş adamının oturmasını beklersiniz, ancak gene yaşlı ve evli bir çift oturur. Neyseki ben şanslıyım benim yanımdakiler en azından genç ve evliydi! Ne sandınız?? Yakışıklı bir iş adamı oturdu ve aşık mı oldu?? Hayır canım, o gerçekten sadece filmlerde olur :D Üstelik tesadüfe bakın yanıma oturan çift Japonmuş! biraz olsun tutturur gibi olduk duayı :)..

Peki Kore'ye giderken ne yenilir?? Valla ne bulunursa yenilir, gittiğim yerde peynir-ekmek-zeytin yoksa ve çok pahalıysa gerisini siz düşün!! Uçakta hem Kore yemeği olan bibimbap hem de normal biftek menüsü var. İstediğinizi seçiyorsunuz, nasılsa hep Kore yemekleri yiyeceğiz, bari yolda batı yemeklerinin tadını çıkaralım, dimi??

İngilizce bilmek gerekir mi?? Yani hostesler dahil pek İngilizcesi iyi olan yok. Anlaşması biraz zor oluyor. Bende doğma büyüme İngiliz değilim, ancak iyi bir İngilizce bilgisine sahibim :))  Ama gezerken buna pek de gerek yok galiba :D Şahsen Türkçe ile derdimi anlatıyorum, ya da çat pat Korece, şimdiden baya gelişti :D

Yolculuk için ne yapmamalı?? Kesinlikle çok eşya almamalı! Fazla kg için, kg başına 62€ alıyorlarmış!! Hayatımda ilk defa bu kadar çok para alındığını duydum!! :S bu ne yaa??? O kadar uğraştım, gene de 15kg ile gittiğim havaalanında 19kg ile geçtim :S Ben nerde yanlış yapıyorum acaba?? :D

Bir kaç saat sonra sonunda uçağa binmeye yaklaşmıştım! Giden herkes Koreliydi belli, sıra bana gelince Atatürk Havaalanındakiler, Türk olduğumu duyunca şaşırdılar, onlara benziyormuşum, üstelik uçaktaki 2. Türkmüşüm, işte buna inanırım! Sonunda uçağa bindim. Kocaman bir uçak, bu kadar büyük bir uçağa ilk defa biniyorum. Daha önce sık sık bindim denebilir. Genellikle uzak olan Avrupa şimdi ne kadar yakın görünüyor. Yanımda yeni evli bir çift oturuyor, daha önce de havaalanında görmüştüm. Aslında şu anda daha önce gördüğüm pek çok insanla yanyana ya da arkalı önlü oturuyorum. Uzun bir yolculuk olacak, gerçekten de öyle oldu..Yaklaşık 10saat uçtum, üstelik direk uçuş. Bir de saat farkı 9 saat ileri, baya bir döndü başım! Gittiğiniz yer Hindistan’dan bile öte, Hindistan mı?? Çin’i aşıp dünyanın sonuna gidiyorsunuz gerçekten ^^ Çin’i geçerken göremedim bile o kadar yüksekten uçtuk.

SDC16595

Uçakta yanımdaki Japon çift çok tatlıydı. Yeni evlenmişler, balayı için önce Mısır’a sonra Türkiye’ye gitmişler. Baya bir sohbet ettik, gene de bir yerden sonra zaman geçmek bilmedi. Uyumak ise zordu. Sonunda tekrar güneş doğdu ve yavaş yavaş kara görünür oldu. İşte Kore:

SDC16597  

Burası Incheon Havaalanın olduğu bölge. Yarım ada aslında ve Seul’e yaklaşık 1-2saat uzaklıkta, otobüsle. Tüm uluslarası uçuşlar buradan yapılıyor. Buradan Kore’nin her yerine otobüs veya hızlı tren var. Fiyatlar değişiyor, ancak internet sayfasından detaylı bilgi edinebiliyorsunuz.

SDC16601

Asiana Havayolları iyi ve sık tercih edilen bir hava yolu şirketi. Tavisye ederim, erken davranırsanız uygun fiyata uçaklar bulunmakta^^

SDC16599

İşte vardık, gerçekten buradayım! Birazdan başıma geleceklerden habersiz sırt çantamla ayağımdaki parmak arası terliklerle rahat bir şekilde yürüyorum koridoru. Bavulumu henüz almadım ve acele etmiyorum nasılsa gene bekliyorsunuz, bir sürü kişiyi. Uzun uzun koridoru yürüdükten sonra vardım pasaport kontrole, alışkınım sorunsuz geçmeye, ama bu sefer taktı kız. Ne olduğunu da söylemiyorlar, sadece sorun yok deyip gülümsüyorlar. Neyseki tecrübeliyim bu camlı mekanlara alınmalardan ^^, bekledik bizde pasaport yetmedi bir de nüfus incelendi. Bir sürü insan geldi giti, bir de İngilizceleri yok ve sadece öylece bakıyorlar. Bu dil işi gerçekten zor dedim! Baya bir süre bekledikten sonra dertlerinin pasaportumdaki mühürün okunamamasıymıs, yani yarım okunuyormuş! Bir de iyiki EXPO için gidiyorum, yoksa var ya artık daha neler!! Sonunda pasaportumu da aldım çıktım, bu sefer de beni karşılayacak kişi yok, nerde ?? haydeee buyurun burdan…Neyseki danışmadakilerin İngilizcesi oldukça iyiydi ^^… ve sonunda bulduk birbirimiz…Şimdi sırada 5 saatlik araba yolculuğu var :Gyeong-ju istikamet. Bu işi gönüllü yapıyorum, zaten para verseler bu kadar yol çekmez kimse ^^

Bir gün sonunda vardım Gyeongju’ya ve otele yerleştim. Öncesinde kısa bir tur EXPO’da ve meraklı bakışlar..Şimdiden günlerimin nasıl geçeceğine dair bir fikrim oldu bile ^^

Gene yazacağım, merakla bekleyim

Carga-görüşürüz

19.09.2011

Yiyin Gari!

“Bir insanın fikri neyse zikri de odur”, derler. Bende bu söze ilave yaparak şöyle demek istiyorum :

“Bir insanın fikri neyse zikri odur, ailesi de seferber olur” ^^

Bugün sabahtan oldukça alışılmış bir gündü. Okula bir kaç evrak işlerimi halletmek için gittim. Sonrasında yorgun bir şekilde eve geldim. İzmir çok sıcak olduğu için insan kendine bir süre gelemiyor dışarı çıktımı. Eve kendimi atmış olmanın verdiği mutlulukla, dinlenirken annemde  arkadaşlarıyla görüşmeye gitmeye hazırlanıyordu. Annem evden çıktıktan sonra belki 15dk geçmedi telefon çaldı. Annem telefonda heyecanlı bir şekilde bana “Bak burada kimler var, kimleri buldum sana..” diyordu. Uykulu bir halde, “Anne ne diyorsun..” demeye kalmadı, annem “koreli kızlar var burada, bak Türkçe konuşacak birilerini arıyorlarmış, hemen çık gel sevgi yoluna (İzmir’de her semtte bir Sevgi Yolu ve yanında bir park vardır), burada bekliyoruz seni…dur bak telefonu veriyorum konuş..”

“Aloo?? Annee?? Nasıl yani??…..”,

“…merhaba, ben Gül, nasılsın?..annen burada”??

“ Merhaba,iyiyim, nerdesiniz? yakında mı?Anneme verir misiniz?”

“..Annecim nerdesiniz??”, Annem,”Sevgi yolunda bekliyoruz, çık gel hemen..kızları al eve götür…”

Bunun üzerine hemen kalktım, apar topar çıktım evden, yolda giderken kendi kendime “yaw, noluyor?? hadi ben deli, annem de mi deli??biz ne yapıyoruz??..”

Birazdan koreli kızlarla tanışacağımın verdiği mutluluk, nereden geldiğini anlamadığım bir şaşkınlık ve karmaşık duygular içerisindeydim. Gittiğimde annem parkta kızlarla oturmuş, çevresinde bir sürü yaşlı teyze koyu bir sohbet içerisinde kahkalar uçuşuyordu havada..Annem beni görür görmez kalktı ayağa yanıma geldi hemen,

“Bak!,” dedi. “Koreli kızlar bunlar, Türkçe konuşacak birilerini arıyorlarmış, bende senden bahsettiğim. Korece öğrendiğinden, gideceğinden, tanışmak istediler. Hadi şurdan simit, bir şeyler al, eve götür onları, çay yap ağırla, açıkmışlar, kahvaltı yapın birlikte..”

Kızlar kocaman gülümsemeyle bakıyorlardı bana, neşeli bir “Merhaba!” dediler ve sarıldılar..Gözümdeki güneş gözlüğünü çıkardım, ve Hande-yani Pangıl- gözlerime dokunarak

“Gözlerin! Ama sen Korelisin! Bu gözler, Koreli göz!” dedi, hafif kırık Türkçesi ile..Diğer arkadaşı Gül-yani Çuarim- ise kocaman bir “EVET!” ile ona katıldı ve gülmeye başladık. Sokak ortasında biz bir anda kaynaştık. Eve kolkola geldik. Nerden bir anda böyle bir samimiyet oluştu bilmiyorum, ama hayatımıza giren insanların bir nedenden ötürü hayatımıza girdiğine kesinlikle inanıyorum!!

Yol boyunca annemle nasıl tanıştıklarını, nerede yaşadıklarını, neden burada olduklarını sordum durdum. Bana korece bazı sorular soruyorlardı, bende çat pat korecemle doğru yanlış cevaplar veriyordum. Çok eğleniyorduk. Eve gelince bizi kardeşim karşıladı, ilk işim izlediğim tek kanallar olan KBS World ve Arirang açtım, gösterdim onlara..İnanamadılar! Çok sevindiler, garipler özlemişler memleketlerini..Kim özlemezki…Koyu bir dedikoduya başladık hemen, kore dizileri, ünlüleri ve kore magazinine dair…

Kızların hikayelerine gelince şöyle özetleyeyim:İkiside bir kaç başka koreli arkadaşı ile İzmir’de yaşıyorlarmış. Gezmeye çıkmışlar, hem de Türkçe konuşarak dillerini geliştirmek istiyorlarmış. Ancak şimdiye kadar sohbet etmek için ‘Merhaba’ dedikleri insanlar, ‘Merhaba, güle güle’ diyerek sohbeti oldukça kısa tutuyorlarmış. Taa ki Anneme kadar ^^

Hande yani esas adı Pangıl, aslında hemşirelik okuyormuş. Okuluna Türkçe’yi Türkiye’de öğrenmek için ara vermiş ve 9 aydır İzmir’de yaşıyormuş. Yakında dönecekmiş tekrar Kore’ye. Türkçesi oldukça iyiydi. Üstelik piyano çalıyormuş. O kadar enterasan ve ilginç kızlar ki!

Gül, yani Cuarim ise Müzik bölümünde okuyormuş. O daha yeni gelmiş, 1 yıl İzmir’de kalacakmış. Türkçesi Hande’ye göre daha zayıftı. Gene de genel olarak oldukça iyi konuşuyordu. Keman çalıyormuşnkendisi ve yanında da getirmiş.

O kadar tatlı ve samimiydiler ki sanki onları yıllardır tanıyordum. Çay eşliğinde bir kaç saate binlerce soru ve kahkaha sığdırdık. Bahçeden gelmiş olan domatesler, biberler, taze ekmek, zeytin-peynir ve bal-reçel eşliğinde sıcacık bir bardak çay, hepsi samimi bir sohbet ortamında bize ziyafet gibi geliyordu. Kızlar memleketlerinde balın, zeytinin ve ekmeğin ne kadar pahalı olduğundan yakınıyorlardı. Bir yandan bana sürekli bir bilgi vermeye çalışıyorlar, diğer taraftan her lokmada ne kadar güzel bunlar diyerek iştah açıcı bir şekilde yiyorlardı. Onları böyle mutlu görmek çok güzeldi. Zira bizim ailede gelenektir, “yiyeni, yemeyi seveni severiz biz, yiyin hatrım kalır, yiyin gari..” derdi rahmetli anneannem-nur içinde yatsın!

Kore’de makarna, ekmek, domates ve bazı meyveler oldukça pahalıymış. Ucuz olan şeyler ise kimbap dedikleri sushi, kimchi yani lahana turşusu, pirinç ve noddle. Bana makarnanın yaklaşık 20tl olduğundan bahsediyorlardı. Bende, makarnayı yemek isteyen kim? benim dört gözle beklediğim deli gibi kimbap ve noddle yemek! diyordum (^-^) ve gene kahkahalara boğuluyorduk.

Kızlar artık burada yemeklerin çok güzel olduğundan ve çok kilo aldıklarından dert yakınıyorlardı. Ama görseniz bizde onlar için hala zafiyet geçiriyor bunlar derler! Ancak onlar, Kore’ye dönünce şişman oldukları için dışlanacaklarını söylüyorlardı. O zaman ben, ben obez mi oluyordum??? Nayııırr!! ve gene kahkahalar…

Ne sohbetimizin, ne çayın bitmesini ne de zamanın geçmesini istiyorduk. Ancak bir yere gitmeleri gerekiyordu. Hemen gitmeden karşılıklı telefon numaraları, e-postalar ve tüm iletişim bilgilerini aldık. Artık bundan sonra kesinlikle görüşmeliydik! Şimdiden plan bile yaptık, yeni rotamız Efesti!! Efesi görmeden nasıl gidebilirler ki??

Bunun dışında yaklaşan haftasonunda arkadaşımın kına gecesine götürmeye söz verdim onları. Eğer bir aksilik olmazsa, birlikte karşılıklı göbek atacağız inşallah ^^ Oynamayı çok seviyorlamış. Üstelik bildiğin türk usulü böyle el şıklatarak, göbek atarak ^^ Vay be! Türkler aslında ne çok sevilirmiş, hiç haberimiz yok! Zaten biz sevilmeyecek insanlar mıyız? Smile

İşte böyle maceralı bir gün geçirdim. Kore manyaklığım sadece beni değil, çevremi ailemi de sarmış. Ben kendi kendime uğraşıyorum derken, meğersem ailemde benim için seferber olmuş bu manyaklığıma çare bulmak için ^^ Annem artık sokakta Koreli aradığına göre, siz düşünün benim halimi (^^)

Bir dakka, yazıma muhteşem insan olan annemin bu kızlarla nasıl tanıştığını anlatmandan bitiremeyeceğim! Kendisi arkadaşlarıyla buluşmak için giderken, sevgi yolundan geçerken..annemin ağzıyla anlatıyorum:

“Sağ tarafta bir penyeci vardı, kapatmış ona bakıyordum. Bir anda ‘Merhaba!’ dedi birileri, baktım gözleri minik minik, çekik. Alla alla dedim, acaba bunlar Kazakistan veya diğer Türki Cumhuriyetlerden mi? Hani okumaya geliyorlar ya, sordum hemen nerelisiniz kızlar siz? “Kore”, Kore?! Ayy bir dakka, benim kızım var, sizinle görüşsün, Kore’ye gidecek, bir dakka tanışın..Ne yapıyorsunuz burada?? ‘Türkçe öğrenmek istiyoruz’..dur hemen arıyorum…”

“Alo, canım bak burada kimler var…Koreli kızlar, sende Kore’ye yani Güney Kore’ye gidiyordun dimi?..”

Annecim, sen gerçekten çok başkasın! Herkesin annesi çok özeldir, ancak benim annem sadece bana özel değil, bunu biliyorum! Sen gerçekten de çok özelsin, ve dilerim birlikte nice güzel anılar paylaşırız. Dilerim bir gün birlikte gideriz Kore’ye, evet Güney Kore’ye!