15.12.2010

Bitiş çizgisini görür gibiyim…

yıllar önce çok uzun soluklu bir yarışa başlamıştım. Aslında sonu belliydi, ancak bir türlü gelmek bilmiyordu. Bazen kendimin koyduğu bazen de elimde olmayan nedenlerden dolayı birçok engelle karşılaştım. Bu süre içinde bazen hiç bitmeyecek en iyisi yarıştan ayrılmak diye düşündüğüm bile oldu, bazen birinin gelip beni oradan çıkarmasını istedim. Kendi isteğimle girdiğim bir yarışı bir türlü sonuçlandırmamanın verdiği rahatsızlık ve sıkıntı vardı. Uzun zamandır, keyifle yaptığım şeyler bile bana vicdan azabı verir oldu, biteremediğim yarış yüzünden…Ne zaman bitiş çizgisini gördüm bu sefer son tur desem, öyle olmadığını gördüm. Ancak bu sefer gerçekte görüyorum, son tura geldim.

Ailem, sevdiklerim, arkadaşlarım bu son tur için bana destek oluyorlar..Seslerini duyar gibiyim, “az kaldı dayan başaracaksın” diyorlar. Biliyorum, bu sefer gerçekten son tur, ve başaracağım! Bu son turu bitirdikten sonra kurtulacağım tüm yükümden, ve özgür olacağım…

Bu yarış ise bana tecrübe olacak, bana öğrettiği çok önemli şeyler var! Son tura geçmeden önce yaklaşık 1 haftam var, dilerim herkes güzel ve sorunsuz bir hafta geçirir…

Cenem dostum bu uzun ve yorucu yolda hep yanımda olduğun ve bana destek verdiğin için çok teşekkür ederim.

Seni çok seviyorum! İyiki varsın!

25.11.2010

Az Seçilen Yol…

dark path-970882

Bayramın son günüydü, en yakın arkadaşım ve eşiyle birlikte geçirdiğim çok güzel bir gün sonrasında eve gitmeden önce kitapçının orada beni bırakmalarını söyledim ve dostumun bana tavsiye ettiği kitabı aldım..

Aslında pek sevmiyorum bu tarz kitapları, sürekli şunu düzelt bunu düzelt, kendine şunu de bunu de..Beni çok yoruyor bu satırları okumak bile.

Ancak bu sefer farklıydı..Alır almaz şöyle bir bakayım dedim ve bir anda otobüse nasıl bindiğimi, otobüste nerede durduğumu, ne zaman indiğimi eve nasıl geldiğimi hatırlayamadım. O kadar kaptırmışım kendimi sayfalara..Kitabı bitirmedim, okuduğum sayfa sayısı belki 15 geçmedi ancak satırları dönüp dönüp okuduğumu biliyorum. Hepsi sanki uzun süredir çözmek istediğim bulmacanın anahtarlarını gizliyordu kelimelerde…

Yaşam zordur.

diye başlamıştı ilk satır. İlginç diye düşündüm. Kitapta hep yaşamın kolay olduğunu, ya da kolaylaştırmak için uğraştığımızı söylüyordu. Aslında direnmememiz ve yaşamın zorluğunu kabul etmemiz gerekiyormuş…

Yaşam acı çekmektir.

diyordu. Aslında bir sorunlar dizisi olduğunu ekliyordu. Çok doğru dedim kendi kendime. Neden yaşamın zorluğuna karşı geliyoruz ki? Neden kolaylaştırmak için yaşamımızı zorlaştırıyoruz? Madem asıl olan ruhumuzun olgunlaşması ise, bu ruh, öz acı çekmeden nasıl olgunlaşabilir ki?

Hamdım, piştim, oldum. Hz. Mevlana

Bir meyve bile olgunlaşmadan önce güneşin kavurucu sıcağına ya da kışın dondurucu soğuna dayanıyor, bunları göğüsledikten sonra tadına kavuşuyor. Öyleyse benim ruhum bu sıcağı ve soğuğu görmezden gelerek nasıl istediğim olgunluğa ulaşabilir ki? Sorunları yaşamadan nasıl büyüyebilir ki insan? Bu yüzden yaşam zordur, bu nedenle sorunlar vardır. Ancak esas nokta bu değil, esas olan bu sorunları çözmek.

İşte burada disiplinin devreye girdiği yazıyor kitapta. Kendimizi sorunlarımızdan kaçmamak, onları ertelememek ve çözmek için disipline etmemiz gerekiyormuş. Ancak çoğumuz genelde sorunlardan kaçarız, onları erteler ya da görmezden gelir içimizde büyütürüz. Ben aslında sorunları hep erteleyen, görmezden gelmeye çalışan bazen onları unutursam yok olacaklarını düşünen birisine dönüşmüş olduğumu fark ettim. Böyle değildim, ancak son zamanlarda, son yıllarda bir çok şeyi şu veya bu sebepten ötürü ertelediğimi anladım. Peki siz ne yapıyordunuz şimdiye kadar?

Hemen sıkılmayın bu satırları okuyunca, her şeyin bir çözümü var. Aslında çocukken içgüdüsel olarak sorunlarımızın üstesinden çok rahat bir şekilde gelirken, büyüdükçe bunu unuttuğumuzu hatırlattı bu kitap bana.

Kendimizi disipline etmek.

Disiplin kelimesi benim kabusum olmuştur. Belki ortaokuldan kalma, öğretmenlerin korkutucu sözlerinden ya da bir türlü sonuna kadar getiremediğim diyet programları ya da düzenli spor yapmak için disipline edemediğim bedenim..disiplin deyince aklıma hep bir başarısızlık, bir zorlama, bir sıkıntılı süreç gelmiştir.Belkide az önce bahsettiğim nedenlerden ötürüdür ya da kelimenin tınısı olmadığından, fakat bu sefer disiplin dediğinde kast ettiği aslında farklıymış.

Disiplin için dört araç vardır: Haz duygusunun geciktirilmesi, sorumluluğun kabulü, gerçeğe sadakat ve dengeleme.

Bu kadar basit görünen ancak uygulamada zorlaşan araçlarmış beni disipline edecek olan. Henüz hepsini okumadım, ancak okudukça paylaşacağım öğrendiklerimi. Bu akşamlık bu kadar…

SmilePeace

 

14.11.2010

Mailiniz var!

Bir liste yapmaya karar verdim. İzlediğim ve izleyeceğim tüm kore filmlerinin listesini yapıyordum. Daha kalıcı olması ve rahat takip edebilmem için penceremin kenarındaki küçük yeşil kaplı uzun zamandır elime almadığım not defterime uzandım. 

Bu not defterinin kapağında A-Z harfler var, çiçekler var, papatyalar, biraz baharı anımsatıyor. Ne zaman aldığımı hatırlamıyorum, ancak içini açınca ilk ne zaman birşeyler not ettiğimi gördüm. Tarih 20.09.2005, “Salı günü telafi” diye başlık yazmışım, neyin telafisiydi acaba? Arka sayfada bir ipuçu buldum, o zamanlar gittiğim ingilizce kursunun telafi dersiymiş. Ne kadar çalışkanmışım, telafi derslerine gidiyormuşum Smile.

Bir sonraki sayfada ise 21.09.2005, Ders Programı. Perşembe günüm boşmuş o zamanlar, ne kadar çok sevinmiştim, bir yandan da neden cuma değil diye hayıflanmıştım. O sıralar yeni bir sevda sarmıştı beni, uluslarası bir öğrenci platformunda gönüllü olmak için koşturuyordum. Cuma günleri akşamları toplantı olurdu ve ben genellikle gidemez ya da dersi ekmek zorunda kalırdım. En çok sevdiğim hocanın dersini ekmek zorunda kalmak çoğu zaman zor oluyordu.

Sayfaları çevirdikçe tarih 22., 23., 24.09 diye ilerliyor. Başlıklar birbirine yakın ders programı, kurstan notlar, ingilizceden notlar, önemli kalıplar, sınavlar..Arada bir o zamanlar bayılarak izlediğim The O.C. ‘nin Seth karakterine iltifatlar yazmışım, ders notları arasında sıkıldığım bir an olsa gerek..resim bile yapmışım, ne kadar çok sıkıldıysam artık siz düşünün Smile….

Tüm bu sıkıcı ders notları, grafikleri, sınav tarihleri arasında her açtığımda beni gülümseten bir not buldum. Cenem dostum benden habersiz çizmiş bunu not defterime, ne kadar güzel bir anı…

SDC13962

Daha ilerledikçe bir yandan tarihlerin değiştiğini, diğer yandan zamanın nasıl aktığını görüyorum..O yıla, yıllara dönüyorum neler yaptığımı görüyorum tek tek, sanki bir günlük. Günlük tutmayı ne kadar çok istesemde daha çok aylık ve yıllıklarım vardır. Nedense hep ertelerim günlüklerime yazmayı, günlük olması için birbirinden güzel defterlerim var, hala alıyorum bir sürü ancak genede günlük olarak başlayan defterler önce aylık sonra yıllıklara dönüyor Smile. Galiba ben not defteri tutayım, ya da ajanda, daha çok işime yaradığı belli..

Bunu bir daha gördükten sonra hızla çevirdim yaprakları, bir de baktım, yeni bir yıl olmuş : 06.01.2006, Deniz Café

Sonunda çok istediğim şey olmuş, ve gönüllü olmuşum bir sürü uluslarası öğrenciye yardım etmek için..

Deniz Café: Neresi olduğu hatırlamıyorum şu anda, bu şehirde bir yerde, ama kimbilir neresi, dört sene olmuş.. “Our International family” oluşturan arkadaşlarım bana iyi dileklerini, onlara hediye ettiğim şeyleri çok beğendiklerini ve çok duygulandıklarını (ki ne aldığımı bile hatırlamıyorum), kendi memleketlerindeki ev adreslerini ve beni her zaman beklediklerini yazmışlar…Birisi Makedonya’da, diğeri Atina, Kolombiya, Brezilya,Meksika, Rusya, Almanya....Hepimiz bir arada toplanmışız, ne güzel günlerdi. Onları en son 2006 yılında gördüm, o zamandan beri görmedim. Ancak mail üzerinden hala haberleşiyoruz. Ne kadar güzel değil mi? İnsanın uzakta olduğu arkadaşlarıyla, hala haberleşmesi çok güzel birşey. Bir mektup, kart veya mail atması ve cevabının gelmesi, ne kadar heyecan verici aslında.

Bunun heyecanı ile sayfaları daha hızlı çevirirken bir de o yıl bir Efes gezisinde tanıştığım Güney Koreli Jenna, ve Japon Yuka’yı hatırladım. Mail adreslerini almışım, ancak onlarla o zamandan bu yana hiç yazışmadım denebilir. Az önce oturdum ikisinede bir mail yazdım ve gönderdim. Belki beni hatırlamıyorlardır bile, olsun genede ben onlara kendimi hatırlatmak istedim. İkiside çok tatlı kızdı. O gezide, kış olmasına rağmen çok eğlenmiştik. Benim o yıl için Efese yaptığım 3 gezinin 2.siydi. İlkini ise yılbaşında yapmıştım. O da başka bir hikaye, bir gün onu da anlatırım :)…

Orada şimdi sabah olmuştur belki de, kalktıklarında mailimi okurlar mı acaba? Eğer gönderdiğim adres hala geçerliyse..Gerçekten çok merak ediyorum bunca zaman ne yaptıklarını, bakalım bir cevap gelirse, sizi de haberdar ederim Winking smile

Şimdilik beklemedeyim…

09.11.2010

MimlendiM!

Uzun zamandır çok yoğun olduğum için hiç dinlenmeye fırsatım olmuyor. Gene çok yoğun bir günün ardından zorlada olsa kalktığım bu sabah iyiki açmışım bloğumu Smile. Cenem bitane SuN’ım bana hoş bir süpriz yapmış ve beni mimlemiş! Başta ne olduğunu anlamamışken okuduğum yazısında, her zamanki gibi gene beni düşündüğünü gördüm ve böyle muhteşem bir insanın arkadaşım olduğunu bilmek çok güzel! Gerçekten de böyle bir ara vermeye ihtiyacım vardı, nasılda biliyorsun beni :)

Evet, şimdi bu mimlenme olayının nasıl olduğuna gelelim..Kurallar böyleymiş :

"İşte bu keyifli mimin konusu:
Kitaplığınızın karşına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmişte olabilir anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.
Mim Kuralları:
- Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.
- Mimin bozulması teklif dahi edilemez.
- Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir.
- Karşılıklı mimlemeler yasaktır.
- Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.
- Mim kurallarının ilk 6 maddesi değiştirilemez."

Bende kuralları bozmadan, sırayla uygulamaya başladım..İlk önce tezime dair gittikçe yükselen makale ve kitap dağlarını aşarak, önünme çıkan engelleri atlayarak, uzun zamandır dokunmadığım tozlu kitaplığımın başına geçtim. Derin derin çoook derin bir nefes aldım. Kapadım gözlerimi ve uzattım ellerimi..Gözlerimi açınca seçmiştim kitabımı…

Çok ilginç bir kitap geçti elime, okumak için aldığım ancak okumayı unutmuş olduğum bir kitap. Adı Musashi, yazarı Eiji Yoshikawa. Bu kitabı hangi yılda aldığımı hatırlamıyorum, ancak bir noel zamanıydı. İzmir Alman Kültür’de bir noel pazarı vardı ve oraya gitmiştik kardeşim ve arkadaşımla. Almanya gene burnumda tütüyordu, ve bu noel pazarları çok hoş oluyordu. Eskiye dair şeyler, o baharat kokuları, her şey bana ufak bir gezi imkanı veriyordu İzmir-Frankfurt a.M. arasında…İşte o sene Japonya yılıydı benim için, japonlarla Japonya ile uğraşıyordum ve bu kalın romanı almıştım bayılarak, hem de çok uzuncaydı..çok mutlu olduğum bir gündü…

images

Öncelikle, bu roman ve yazarına dair biraz bilgi vermek istiyorum. Eije Yoshikawa (1892-1962) 20. yüzyılın en tanınmış ve en çok sevilen japon romancılarından birisiymiş.Yazar 22 yaşında başlamış yazmaya ve eseri olan “Musashi” ilk kez 1935 yılında çıkmış ve 15 defa basılmış. Ayrıca 7 defa filmlere konu olmuş ve basıldığından bu yana 120 milyon baskısı satılmış. Elimdeki kitap İngilizceden Almancaya çevrilmiş versiyonu. Ayrıca 7 bölüm ve 1170 sayfa. Bölümleri sırasıyla Toprak, Su, Ateş, Rüzgar, Gökyüzü, Güneş ve Ay, Mükemmel Işık’tan oluşuyor.

Musashi aslında gerçekte yaşamış bir kılıç ustasıdır. Ancak bu roman onun hayatından esinlense de onun hayatını anlatmamaktaymış.

Kitabın arkasında şöyle yazıyor:

“Eine Reise in die Welt der Samurai. Musashi, der jugendliche Heißsporn, auf dem Weg des Schwertes einem Weg, der nicht den perfekten Kaempfer, sondern auch die vollendete Persönlichkeit zum Ziel hat.”

“ Samurai’n dünyasına bir gezi. Genç delikanlı Musashi, kılıcın yolunda -öyle bir yol ki sadece mükemmel bir savaşçı olmayı değil aynı zamanda mükemmel bir kişiliği hedef alan bir yolda- ilerlemektedir.”

Benim payıma düşense; gitmeyi seçtiğim yolda beni mükemmel yapmak için birçok zorlukla karşılaşacağım belki, bu yüzdende bir savaşçı gibi kararlı olmalıyım, belkide bir samurai gibi..

Birinci bölüm olan Toprak, sayfa 55:

“Warum lauft Ihr weg? Kennt Ihr mich nicht? Ich bin einer von Euch, Shimmen Takezo aus Miyamoto. Ich fress Euch schon nicht! Ihr wisst doch, es ist sehr unhöflich, vor jemand davonzulaufen, ohne auch nur guten Tag zu sagen.”

“Niçin kaçıyorsunuz? Beni tanımıyor musunuz? Bende sizden biriyim, Miyamoto’dan Shimmen Takezo. Sizi yemem! Bilmiyor musunuz, birine selam bile vermeden kaçmak oldukça kaba bir harekettir.”

Bende başka arkadaşlarımı mimlemeden, bir kitapta okumuş olduğum kitapların arasından seçtim. Bu sefer seçtiğim beni çok uzaklara götürdü. Az önce seçtiğimden de çok eskilere..

Seçtiğim kitap gene Almanca, bugün şansıma Smile…Adı Gottfried, das fliegende Schwein, yazarı Waldrun Behncke. Bu kitabın daha kapağını açar açmaz şu yazı ile karşılaştım:

518HXSXHN0L

Zur Erinnerung an den Lesewettbewerb an der Anne-Frank- Schule Juni 1994.

Anne-Frank Okul’undaki okuma yarışmasından bir hatıra Haziran 1994.

Bu kitap bana bir hediyeydi, ilkokulda okuma yarışmasında kazanmışım. Tam hatırlayamıyorum, herhalde birinci gelmediğim içindir Smile. Ne kadar güzel günlerdi. Ne kadar uzun bir zaman olmuş, sanki bir zaman makinesindeyim. Sayfaların kokusunu içime çekmek için karıştırdıkça, bir anda  bir otobüs bileti buldum. Yıl 2007 , aylardan Temmuz ve bilet İzmir-İstanbul için kesilmiş. Don’t stay on the carpet!

İşte uçmak için her şeyi deneyen domuz Gottfried’in çıktığı yolculuğun ve kazandığı arkadaş ve ailenin hikayesini anlatan en çok sevdiğim bu kitaptan bir alıntı, sayfa 55:

“Merkwürdiges Abendrot”, sagte Willi. Die kleine rosa Wolke kreiste einige Male über dem Haeuschen von Mimi und Willi Lütt, dann schwebte sie nieder und hielt vor dem Wohnzimmerfenster an.

“Hallo”, sagte Gottfried und lachte.

“Tuhaf bir akşam kızıllığı”, dedi Willi. Küçük pembe bulut Mimi ve Willi Lütt’ün evi üzerinde bir kaç kez tur attı, sonra yere doğru süzüldü ve oturma odasının penceresi önünde durdu.

“Merhaba”, dedi Gottfried ve güldü.

Bende şu an uzaklarda benim gibi aynı yoğunlukta olan arkadaşım Burjito’ya bu sorumluluğu veriyorum. Cenem SuN’a kurallar gereği maalesef geri dönemediğim için bu kadarla kalıyor mimlemek.

Cenem dostum, teşekkür ederim. Benim çok güzel günlere geri gitmeme neden oldun :)

Seni çok seviyorum Red heart

 

17.10.2010

All about an apple*puddin' pie

Bugün pazar, ve yeni bir haftanın başlamasına saatler kaldı. Geçtiğimiz hafta benim için çok hareketliydi. Uzatmalı tezime dair bir sürü iyi ve kötü haberler, kararlar ve cevaplar aldım. Gerçi henüz bitmiş değil. Benim dışımda herkesi bıktıran uzatmalı tezimden ne zaman ayrılacağım bu hafta kesinleşecek galiba..Henüz o da belli değil..Neden benim dışımda herkesi bıktıran uzatmalım dedim, çünkü ben bıkmayı bıraktım, alıştım artık. Seçimime ve kendime saygılıyım :).

Madem bu hafta belli olacak akibetim dedim, bende çok sıkılmış  ve yeni tabirle moralman yerlerde olan canımı keyiflendirecek birşey yapayım dedim ve kendimi mutfakta buldum.

SDC13750

İşte sonuç:

aslında sakızlı muhallebilili elmalı tart ama ben ona kısaca apple*puddin’ pie diyorum..çünkü içinde en çok sevdiğim şeyler var..bir puddin' bir elma bir de tarçın..kış günlerinde  tadılası en güzel lezzet..

 

Kendimi daha iyi hissediyorum..Gerçekten güzel oldu elime sağlık, bence hayat bu, her şey bir dilim apple*puddin’ pie yerken ve yanında kahve içerken, çok sevdiğiniz bir diziyi izlemekten ibaret! Birazdan kahvemi de alıp geçicem tv karşına açıcam KBS World ve izlicem en çok sevdiğim dizilerden birisini .."All about Marriage"…

SDC13758

Aslında "All about Marriage" özel yapan birşey yok. Sade güzel bir aile dizisi. Genç bir sosyoloji profesörü bir anda başarısından dolayı kendisini ünlü ve güzel bir sunucu olan partneri ile "All about Marriage" isimli bir talk show yaparken buluyor… Onu bugünlere getirmek için kendi hayallerinden vazgeçen bir karısı, oğluyla gurur duyan bir babası, gelinini daha çok seven bir annesi, küçüklükten beri babası tarafından karşılaştırıldığı için abisine sinir olan öğretmen bir kız kardeşi ve üniversite bitirmesine rağmen henüz iyi bir iş bulamadığı için sürekli yetersiz olduğu düşünülen bir küçük erkek kardeşi var.

images

Esas oğlan ve esas kız olan evli çiftimiz profesör ve rice-cake (korede çok sevilen pirinçten yapılan bir tür kek) yaparak çalışan gelinimiz-kendisine kısaca rice-cake girl diyorus-  çevresinde dönmekte olan hikayede diğer kişilerinde hayatlarına ve sorunlarına değilnilmekte. Aslında herkesin bir hikayesi var ve bu hikayeler birbirine geçmiş durumda.Bazen komik, bazen hüzünlü, bazen düşündürücü ancak hep aynı ne kadar farklıda olsa karakterler…

Şan ve şöhretten gözü kör olmuş profesörümüz karısını küçük görmekte, karısı rice-cake girl hayatının anlamını ve ne yapmak istediğini çözmek için evi geçici olarak terk etmektedir. Bir diğer hikaye ise burnu havada, statüye önem veren öğretmen kızımız,yani görümce, belirli bir işi olmayan, genelde taksicilik yapan öğrencilerinden Jun’un babasına aşık olmuştur. Herkes karşı çıkmasına rağmen, o sahip çıkmaktadır aşkına..Bu hikayede küçük kardeş ise hep bilindik bir senaryoda oynamakta; fakir çocuk♥ zengin kız, karşı çıkan aileler…Tüm bu sorunların ortasında anne-baba, işte büyük bir aile…

Haftasonları en çok bu dizi izlemekten keyif alıyorum. Rice-cake girl hayatta kimse için kendini feda etmemen gerektiğini gösteriyor bence. Tabiki yardımcı olacaksın, destek olacaksın sevdiklerine, ailene ancak feda etmeyeceksin kendini bir teze bile! İdeallerini unutmayacaksın, istediğini, bir zamanlar neleri hayal ettiğini…Her haftasonu bunları hatırlıyorum izlerken dizimi…tekrar düşünüyorum, kahvenin kafeinin açtığı zihnimle, bir plan bir geriye dönüş, bir bugünü değerlendirme ve sonuç!

Bugün yine hepsini sırayla yaptım, düşündüm kahvemi içerken, geriye baktım istediklerime, geçen haftaya, sonra bugünü değerlendirdim ve sonuç:SDC13757

Benim derdim aslında elmalı tarçınlı puddin'  tartmış! Bir dilim tart, tv karşına geçmek kahvemi yanına almak ve keyifle izlemek dizimi,kendimi tartmak… Bu kadar basitmiş her şey! Boşuna sıkmışım canımı, ne kadar şanslı olduğumu hatırlattı bana bu bir dilim, tekrar tarttım kendimi. Çok şansılıyım, çünkü çok güzel bir tart yapıyorum, çok şanslıyım çünkü yaptığım tartı yiyebiliyorum, çok şanslıyım çünkü bu tartı yerken çok sevdiğim bir diziyi izliyorum, çok şanslıyım çünkü yanında kahvemi içiyorum, çok şanslıyım çünkü bunları yaparken tırnaklarımda pembe ve mavi ojeler ve başparmağımda yunuslu bir yarabandı var, çok şanslıyım çünkü bu haftaya böyle bir başlangıç yapıyorum!

Herkese bu haftaya benim gibi güzel başlamasını diliyorum. Güzel bir başlangıcın geriside güzel gelecektir. Gelmesede sorun değil, evde bir koli yumurta, bir çuval un, bir kasa elma ve kendime tart*mak için bir sürü uzun haftasonları var!

That’s all about…(^-^)